Öksüz Yayınlar Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 2255
  • Öğe
    SİYAH PİRİNÇ KABUĞU, ZENCEFİL, ZERDEÇAL VE KARBONAT İLE FORMÜLE EDİLEN DOĞAL DİŞ BEYAZLATMA TOZLARININ KARŞILAŞTIRILMALI EX-VIVO ANALİZİ
    (ASES, 2025) Dikmen Küçük, Sibel
    Sigara kullanımı, kahve ve çay tüketimi gibi yaygın alışkanlıklar sonucunda dişlerde oluşan renklenmeler, estetik kaygılar nedeniyle bireyleri etkili ve güvenli çözümler aramaya yönlendirmektedir. Günümüzde kullanılan diş macunları, diş beyazlatma tozları, ağız çalkalama suları gibi ağız bakım ürünlerinin diş minesi üzerinde aşındırıcı etki gösterdiği ve diş eti tahrişlerine neden olabildiği bilinmektedir. Bunun yanında kullanımları sırasında yanlışlıkla yutulma riski olduğu için özellikle çocuklar açısından kullanımları endişe vericidir. Tüketicilerin artık her alanda doğal içeriklerle bilinçli tüketim yaparak sağlıklı ve doğal ürünler tercih etmekte olduklarını düşünürsek florür içermeyen ve/veya doğal kaynaklı içeriklerle formüle edilmiş alternatif ağız bakım ürünlerinin geliştirilmesi giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada florür içermeyen, doğal kaynaklı biyomalzemeler ve terapötik etkili bileşenlerle formüle edilmiş, hem etkili hem de güvenli bir diş beyazlatma tozu formülasyonu tasarlanması amaçlanmıştır. Karbonat ile pirinç kabuğunda bulunan silikanın dişlerde beyazlatıcı etki sağladığını; zencefil ve zerdeçal gibi doğal bileşenlerin ise antibakteriyel, antienflamatuvar ve plak karşıtı özellikleri sayesinde ağız içi mikrobiyal dengenin korunmasına katkıda bulunduğunu gösteren çalışmalar mevcut olup bunlarla formüle edilmiş herhangi bir ağız bakım ürünü yoktur. Bu çalışmada atık olarak değerlendirilen siyah pirinç kabuğu tozu, zencefil ve zerdeçal tozu ile kasiyum karbonat ve sodyum bikarbonatın farklı oranlarda aşındırıcı olarak kullanıldığı dört farklı diş beyazlatma tozu elde edilmiştir. Formüllerin %100 doğal olmasını sağlamak için çürük önleyici olarak ksilitol, bağlayıcı olarak ksantan gam, köpürtücü olarak Sodyum Kokoil İzetiyonat (SCI), bağlayıcı olarak stearik asit, tat ve koku verici olarak tıbbi nane yağı ve koruyucu/antiplak sağlayıcı olarak bitkisel kaynaklı bileşenleriyle öne çıkan, çevre dostu Lema 14 kullanılmıştır. Elde edilen dört farklı formül grubu yanında hiçbir uygulamanın yapılmadığı negatif kontrol gurubu ve piyasada yaygın bulunan beyazlatıcı bir diş macununun uygulandığı pozitif kontrol grubu olmak üzere toplam 6 grup formül ex-vivo olarak analiz edilmiştir. Formüller 18 insan dişi üzerine, 6 hafta boyunca sabah-akşam uygulanmış, Uluslararası bir standard olarak kabul gören Vita Shade Guide skalasına göre 3. ve 6. haftalarda renk ölçümü ile değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre siyah pirinç kabuğu tozu diş minelerini daha fazla sarartarak olumsuz etki gösterirken, zencefil, zerdeçal ve karbonat tozu ile elde edilen diş beyazlatma tozu diş minelerini piyasada bulunan beyazlatıcı diş macununa göre daha yüksek oranda beyazlatma sağlamıştır. Bu bulgular, bazı doğal aşındırıcıların diş beyazlatma potansiyelini vurgularken, siyah pirinç kabuğu tozunun beyazlatma uygulamaları için uygun olmayabileceğini göstermektedir.
  • Öğe
    FORMULATION DEVELOPMENT AND SAFETY CHARACTERIZATION OF A NATURAL BOTANICAL HAIR CARE OIL
    (TROIA, 2026) Dikmen Küçük, Sibel
    In this study, a multi-component cosmetic hair care oil formulation composed of natural botanical oils was developed, and its safety characterization was comprehensively evaluated. The formulation consists of apricot kernel oil (15%), argan oil (15%), jojoba oil (15%), sweet almond oil (15%), castor oil (10%), squalane (10%), coco-caprylate (10%), sacha inchi oil (6%), horse chestnut oil (0.5%), vitamin E (1%), rosemary essential oil (1%), and a natural preservative system (Lexgard Natural, 1.5%). Safety assessment was carried out through three complementary analytical approaches: stability analysis, microbiological analysis, and antimicrobial efficacy (challenge) testing. In the stability study, the formulation was monitored over a 3-month period at both 25°C and 40°C; parameters including color, odor, appearance, density, packaging integrity, and phase separation were evaluated. All parameters remained stable throughout the study period, no phase separation was detected, and density variations were negligible. Microbiological analysis results demonstrated that total aerobic mesophilic microorganism and yeast-mold counts were below 10 cfu/g, with Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli, and Candida albicans not detected, confirming full compliance with cosmetic microbiological guidelines. In the antimicrobial efficacy test conducted in accordance with TS EN ISO 11930:2019, the formulation met Criterion A for all test microorganisms, including Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli, Candida albicans, and Aspergillus brasiliensis. These results demonstrate that the developed plant-based hair care oil formulation is both microbiologically safe and physicochemically stable, confirming its suitability for cosmetic commercial application.
  • Öğe
    BİYOMALZEME OLARAK PROPOLİSİN KOZMETİK ÜRÜNLERDE KORUYUCU ETKİNLİĞİ: MİKROBİYOLOJİK VE SİTOTOKSİK ETKİLERİ
    (Bingöl Üniversitesi, 2025) Dikmen Küçük, Sibel
    Arı ürünlerinden biri olan propolis, bakterisidal ve bakteriyostatik özellikleri sayesinde uzun süredir gıda ürünlerinde doğal koruyucu olarak araştırılmakta ve umut verici sonuçlar ortaya koymaktadır. Ancak mikroorganizmaların gelişimi için uygun bir ortam sağlayan kozmetik ürünlerde hâlen çoğunlukla sentetik veya petrol türevli koruyucular kullanılmaktadır. Bu çalışma ile tamamen doğal ve inovatif bir ürün olarak bilinen Anadolu propolisinin doğal kozmetik ürünlerde biyokoruyucu olarak kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda androjenik alopesi tedavisine yönelik olarak tasarlanan, tamamen doğal hammaddelerden oluşan, durulanmayan bir saç spreyine, propolis etanol ekstresi %0,5, %1,0 ve %1,5 oranlarında eklenmiş ve ürün üzerinde mikrobiyolojik, antimikrobiyal, stabilite ve sitotoksisite analizleri gerçekleştirilmiştir. Mikrobiyolojik testler, %0,5 propolis ekstresinin yalnızca Pseudomonas aeruginosa üzerine etkili olduğunu, diğer patojenler olan Staphylococcus aureus, Escherichia coli ve Candida albicans üzerinde ise koruyucu etki göstermediğini ortaya koymuştur. Buna karşılık %1,0 ve %1,5 oranlarındaki uygulamalar tüm patojenleri baskılamış ve ürünün 28 gün boyunca mikrobiyolojik olarak güvenli kalmasını sağlamıştır. Stabilite testlerinde de benzer bulgular elde edilmiş, %0,5 oranında eklenen formülde ikinci aydan itibaren maya gelişimi ve ekşimsi koku gözlenirken, %1,0 ve üzeri eklenen formüller iki yıllık raf ömrü simülasyonunu başarıyla geçmiştir. Sitotoksisite analizleri ise propolisin %1,0 oranına kadar cilt hücreleri üzerinde güvenli olduğunu, %1,5 düzeyinde ise toksik etki gösterdiğini kanıtlamıştır. Sonuç olarak, Anadolu propolisinin %1,0 oranında kozmetik ürünlere eklenmesi, hem mikrobiyal güvenlik hem de hücre biyouyumluluğu açısından en uygun doğal koruyucu düzeyi olarak belirlenmiştir. Sonuçlar, durulanan bir ürün olarak tasarladığımız şampuanda biyokoruyucu olarak propolis kullandığımız çalışmamızı doğrulamıştır. Bu çalışma, sentetik koruyuculara alternatif olabilecek yerli ve doğal bir biyokoruyucunun kozmetik sektöründe uygulanabilirliğini ortaya koymaktadır.
  • Öğe
    BOĞAZİÇİ MASALLARININ ÇOCUK EĞİTİMİNDE KULLANILMASI VE İŞLEVLERİNİ YİTİRİŞİ
    (Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Derneği, 2025) Topcu, Mümin; Duman, Merve
    Masallar, kaybolmakta olan anonim halk edebiyatı türlerinden biridir. Zamanla işlevini kaybeden ve yerini başka unsurlara bırakan masal, tarih boyunca pek çok işlev üstlenmiştir. Eğlendirme, eğitme, kültürel aktarımı sağlama ve dil kazandırmak için kullanılan masallar, günümüzde önemini ve işlevlerini kaybetmiş; yazıya geçirilmemiş masalların büyük bir kısmı tarihin tozlu sayfalarında unutulmaya yüz tutmuştur. Araştırmacıların anonim halk edebiyatı türlerine ilgi duymaya başlamasıyla masal derleme çalışmaları yoğunluk kazanmıştır. Ülkemizde de yapılan bu derleme çalışmaları, kaybolmakta olan masal metinlerini yazıya geçirmeyi amaçlamıştır. Yazıya geçirilen bu masal metinleri üzerine çeşitli çalışmalar günümüzde hâlâ devam etmektedir. Bu çalışma da bunlardan biridir. Düzce iline bağlı Boğaziçi beldesinden görüşme yöntemi kullanılarak derlenmiş on dokuz masal metnini konu alan çalışma, bu masalların çocuk eğitiminde kullanılmasını ve işlevlerini yitirişinin sebeplerini ele almıştır. İnceleme sonucunda masalların yalan, dürüstlük, sabır gibi iyi özellikleri özendirmeyi; kıskançlık, açgözlülük ve tembellik gibi kötü özelliklerden uzaklaştırmayı amaçladığı görülmüştür. Çeşitli durumlarla verilen bu eğitsel iletiler, kahramanlar aracılığıyla aktarılmak istenmiştir. Uzun yıllar bu amaçla kullanılan masallar, teknolojinin gelişmesi, eğitim kurumlarının yaygınlaşması ve modern eğitim anlayışının gelişmesi gibi sebeplerle işlevlerini yitirmeye başlamış ve zamanla unutulmaya yüz tutmuştur. Çalışmada ayrıca masal derleme çalışmalarına ve Boğaziçi beldesinde masal anlatma geleneğine de kısaca değinilmiştir.
  • Öğe
    Ses Sembolizmi için Derlem Temelli Kuramsal ve Yöntemsel Çerçeve
    (Başakşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 2025) Demiryakan, Deniz; Demirci, Ümit Özgür
    Bu çalışma, ses sembolizminin derlem temelli dil çalışmalarında dilsel çözümlemenin merkezinde yer alan açıklayıcı bir ilke olarak ele alınabileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ses sembolizmi bu bağlamda sesbilgisel biçim ile anlam arasındaki ilişkilerin kültürel, bilişsel ve bedensel deneyimlerle birlikte örgütlendiği bir düzenek olarak kavramsallaştırılmaktadır. Çalışmada ses sembolik örüntülerin dilin farklı düzeylerine yayılan bir yapılanma sunduğu; sözvarlığı, söylem, bürün ve kullanım bağlamları boyunca anlam üretimine eşlik eden bir rol üstlendiği savunulmaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışma, derlem üretimi ve tasarım ilkelerinden sözlükbilimsel betime, bağlı konuşma çözümlemesinden müzik ve sözlü sanatlara, dilbilgisi yazımından topluluk temelli öğretim ve temsil uygulamalarına uzanan bütünlüklü bir çözümleme çerçevesi geliştirmeye adaydır. Derlem temelli yöntemlerin ses sembolik örüntülerin bağlama duyarlı, dağılımsal ve yinelenen yapılar olarak izlenmesini mümkün kıldığı düşünülmektedir. Doğal konuşma verisi, söylem türü çeşitliliği ve kültürel bağlam bilgisi, ses ile anlam arasındaki hizalanmaların belirli kullanım alanlarında yoğunlaştığını görünür kılmaktadır. Çalışma kapsamında ayrıca ses sembolizminin dilbilgisi yazımında yapısal bir temsil alanı bulmasının betimleyici çözümlemenin açıklayıcı kapasitesini güçlendirdiği ileri sürülmektedir. Biçim-anlam eşleşmelerinin dilbilgisel örüntülerle birlikte ele alınması, dilin iç örgütlenmesine ilişkin daha bütünlüklü bir betim sunmaktadır. Topluluk odaklı uygulamalar bağlamındaysa ses sembolizmi dilin yaşantısal, estetik ve pedagojik boyutlarını görünür kılan bir kaynak olarak değerlendirilmektedir. Bu yönleriyle çalışma, ses sembolizmini derlem temelli dil çalışmalarının kuramsal, yöntemsel ve etik boyutlarını birbirine bağlayan temel bir açıklama ekseni olarak önermektedir.
  • Öğe
    Tensile testing of polylactic acid (PLA) samples produced with a 3D printer and finite element analysis
    (Yıldız Teknik Üniversitesi, 2025) Turgut, Yunus Zübeyir; Akıncıoğlu, Sıtkı; Akıncıoğlu, Gülşah
    [Abstract Not Available]
  • Öğe
    Kırıkkale İli Karakeçili İlçesi Kurtuluş Mahallesinin Kapı Çeşitleri Ve Kullanım Tekniklerinin Araştırılması
    (Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, 2025) Yildiz, Ayşe Nur; Bayrak, Beyza; Keskin, Öznur
    Günümüzde hızla değişen yaşam tarzları, teknolojik gelişmeler ve yapı üretim tekniklerindeki dönüşümler, geleneksel yapı elemanlarının işlevsel ve biçimsel özelliklerinde önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Bu doğrultuda, yapının işlevselliğinin yanı sıra simgesel bir parçası da olan kapılar, sadece geçiş elemanları olarak değil; aynı zamanda yapının mimarisiyle kurduğu estetiksel uyum, yerleşim planındaki konumu ve bağlı olduğu sosyo-kültürel çevreyle olan ilişkisi bakımından da araştırılmaya ve incelenmeye değer mimari unsurlardır. Bu çalışmada, Kırıkkale ili Karakeçili ilçesi Kurtuluş Mahallesi’nde mevcut halde bulunan farklı yapı türlerine ait kapılar, işlevsel, yapısal ve estetik özellikleri bakımından detaylı olarak incelenmiş; böylece bölgenin geleneksel mimari karakteristiğine yol gösterecek neticeler elde edilmesi amaçlanmıştır. Saha araştırmaları doğrultusunda gerçekleştirilen alan gezisinin sonucunda elde edilen fotoğraf çekimleri, görsel dökümanlar ve mevcut kapıların çizim analizleri incelenip, kapıların imalatında tercih edilen malzeme türleri, mevcut halde uygulanan üretim teknikleri ve montaj süreçleri detaylı biçimde belgelenmiştir. Çalışma sürecinde, bazı kapıların geleneksel yöntemlerle üretilmeye devam ettiği, bazılarının ise zaman içerisinde modern yapı tekniklerine uygun şekilde yeniden değerlendirilip restore edildiği tespit edilmiştir. Bu sayede geleneksel ve modern üretim tekniklerinin iç içe geçerek birbirine adapte olduğu örnekler, yerel mimari kültürünün zaman içerisinde dönüştüğünü açık bir şekilde ortaya koymuştur. Elde edilen neticeler doğrultusunda, Kurtuluş Mahallesi’nde gözlemlenen kapı türlerinin, yerel yapı kültürünün korunabilmesi ve geleceğe aktarılabilmesi açısından büyük bir öneme sahip olduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma ile geleneksel kapılar belgelenerek, kültürel mirasın devamlılığı ve yerel mimarlık uygulamalarının korunması açısından öneriler geliştirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın, mimarlık tarihi ve çalışma alanında yapılacak gelecekteki araştırmalara katkı sunması öngörülmektedir.
  • Öğe
    İlkokul Yapılarının İklimsel Konfor Tasarım Parametreleri Açısından İncelenmesi: Düzce Örneği
    (Türk Eğitim-Sen, 2026) Bayrak, Beyza; Bideci, Alper; Sever, Ünal
    Barınma ihtiyacı tarih boyunca iklimsel koşullardan korunma ve çevresel verilerden yararlanma gereksinimiyle şekillenmiştir. Geçmişte yapılar güneşlenme, hâkim rüzgâr yönü ve su kaynakları gibi çevresel veriler dikkate alınarak tasarlanmış ve iklime uyumlu çözümler geliştirilmiştir. Günümüzde ise hızlı yapılaşma, tasarım aşamasında iklim verilerinin yeterince dikkate alınmamasına yol açmaktadır. Bu durum enerji tüketimini artırırken iç mekân konforunu olumsuz yönde etkilemektedir. Eğitim yapılarında termal konfor, öğrencilerin sağlık, dikkat düzeyi ve akademik performansı üzerinde doğrudan etkili olmaktadır. İlkokul çağındaki çocukların fizyolojik özelliklerinin yetişkinlerden farklılık göstermesi, bu yapıların iklimsel tasarım açısından daha hassas ve kullanıcı odaklı biçimde ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Aynı zamanda, günlerinin çoğunluğunu okul ortamında geçirmeleri, iç mekân kalitesinin önemini daha da artırmaktadır. Bu kapsamda, Düzce ili merkezine bağlı Koçyazı Mahallesi'ndeki ilkokullarda iklimsel konfor tasarım parametreleri değerlendirilmiş ve elde edilen bulgular doğrultusunda yeni eğitim yapıları için önerilerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Yapılar, konumları, yönlenmeleri, kütle formları, yapı kabuğu özellikleri ve yakın çevre ile kurdukları ilişki bağlamında incelenmiştir. Veriler yerinde gözlem ve analizler yoluyla toplanmış ve ilgili konfor kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, yapıların yönlenme ve form açısından kısmen iklime uyumlu olduğunu göstermektedir. Buna karşın yapı kabuğu ve pasif tasarım stratejilerinin yeterince etkin kullanılmadığını göstermektedir. Çalışma sonucunda, eğitim yapılarında iklime duyarlı tasarımın önemi vurgulanarak literatüre ve uygulama alanına katkı sunulması hedeflenmiştir.
  • Öğe
    Sağlık çalışanlarının güvenlik katılımı davranışlarını etkileyen güvenlik faktörlerinin değerlendirilmesi: Düzce ili örneği
    (Dünya Kongre, 2026) Aydın, Rukiye Doğan; Kurutkan, Mehmet Nurullah
    ÖZ Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın temel amacı, sağlık kurumlarında çalışanların güvenliğe katılım davranışlarını etkileyen güvenlik motivasyonu, güvenlik bilgisi, güvenlik uyumluluğu ve güvenlik iletişiminin güvenlik katılımı üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Çalışma, güvenlik kültürünün güçlendirilmesine ve sağlık hizmetlerinde güvenlik performansının artırılmasına katkı sağlayacak öncül ve ardıl unsurlara dayalı bir literatürle yazılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Düzce ilindeki sağlık kurumlarında çalışan 240 kişiden anket yöntemiyle toplanan verilerle gerçekleştirilmiştir. Veriler SPSS 26 programında analiz edilmiştir. Analiz sürecinde açıklayıcı faktör analizi, güvenilirlik analizi, korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon analizleri kullanılmıştır. Güvenlik katılımı bağımlı değişken; güvenlik motivasyonu, güvenlik bilgisi, güvenlik uyumluluğu ve güvenlik iletişimi ise bağımsız değişkenler olarak modele dahil edilmiştir. Araştırmanın etik onayı Düzce Üniversitesi Bilimsel Araştırma ve Yayın Etik Kurulu tarafından alınmıştır Bulgular ve Sonuç: Korelasyon analizinde, güvenlik motivasyonu (r=0.553), güvenlik uyumluluğu (r=0.447) ve güvenlik bilgisi (r=0.437) değişkenlerinin güvenlik katılımı ile anlamlı ve pozitif ilişkili olduğu saptanmıştır. Regresyon analizi sonucunda bu üç faktörün güvenlik katılımını anlamlı biçimde etkilediği, güvenlik iletişim boyutunun güvenlik katılımı üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir. Model değişkenliğin %38,6’sını açıklamaktadır. Çalışma, sağlık kurumlarında güvenlik katılımını artırmada en belirleyici faktörlerin güvenlik motivasyonu, bilgi ve uyumluluk olduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgu, çalışanlara yönelik motivasyon artırıcı etkinliklerin, bilgi düzeyini yükselten eğitimlerin ve uyum kültürünü güçlendiren faaliyetlerin güvenlik performansını artırabileceğini göstermektedir. Güvenlik iletişimi ise mevcut haliyle doğrudan etkili bir unsur olarak görülmemektedir. Araştırma, yalnızca Düzce ili örneklemine dayandığından, sonuçların genellenebilirliği sınırlıdır. KAYNAKÇA Akgün, S. (2015). Sağlık Sektöründe İş Kazaları. Sağlık Akademisyenleri Dergisi, 2(2), 67-75. Al-Bsheish, M., Mustafa, M., Ismail, M., Jarrar, M., Meri, A., & Dauwed, M. (2019). Perceived management commitment and psychological empowerment: A study of intensive care unit nurses’ safety. (118), 632-640. Safety Science. Alroomi , A., & Mohamed, S. (2021). Occupational Stressors And Safety Behaviour Among Oil And Gas Workers İn Kuwait: The Mediating Role Of Mental Health And Fatigue. 18(21), 11700. Environ Res Public Health. Amoako, E., Nubuor, S., Suleman, A.-R., Bawa, A., & Akwetey-Siaw, B. (2023). Mining Safely: Examining The Moderating Role Of Safety Climate On Mineworkers' Mental Health And Safety Behavior Nexus. 53(1), 5494-5516. Kybernetes . Ansori, N., & Widyanti, A. (2021). The Role Of Safety Silence Motives To Safety Communication And Safety Participation İn Different Sectors Of Small And Medium Enterprises: İnvestigation Results On Two Kinds Of İndustries İn Indonesia. Safety And Health At Work, 12(2), 192-200. Arifin, K., Ali, M., Abas, A., Ahmad, M., Ahamad, M., & Sahimi, A. (2023). The influence of hazard control and prevention toward safety behaviors and safety outcomes in coal-fired power plants using PLS-SEM. 86(13), 376-389. Journal of Safety Research. Aygün, G., ve Ozvurmaz, S. (2020). Sağlık Çalışanlarının Yaşadığı İş Kazaları ve İlişkili Faktörler. Medical Sciences, 15(4), 123-132.
  • Öğe
    Analyzing the Causes of Deforestation with Statistical Quality Control Methods in Turkey
    (Ankara Bilim University, 2024) Erdoğan, Melike; Torman, Rabia
    The forests that cover the earth are the main source of everything for living things. The sustainability of forests is of great importance for ecosystems, biodiversity, erosion prevention, climate diversity, tourism, protection of global balance and water resources. Today, forests are subject to change and destruction among the resources on earth. As a result of human interventions and actions, forests are damaged unpredictably. With the combination of many reasons, the negative concept called deforestation has come to the agenda as an issue that is increasingly attracting attention today. Deforestation is a problem that should be discussed, studied and urgent solutions should be sought for Turkey. In this study, the causes of deforestation in Turkey are examined and analyzed using statistical quality control methods. In this context, the effects of agricultural activities, forest crimes, forest fires, global warming and climate change, urbanization and overpopulation on deforestation have been investigated. Whether the causes are statistically under control or not are analyzed, out-of-control points are identified with the help of control charts and suggestions are presented for the elimination of these causes. The causes of deforestation have been evaluated using MINITAB software with the help of systematic statistical quality control tools. With the effect of the study, it is aimed to develop awareness in cooperation with the authorities and society and to determine relevant actions to prevent deforestation. By identifying the reasons that cause most to deforestation, policies are revealed to eliminate the problem of deforestation in Turkey. With this paper, it is foreseen that the actions to be taken regarding deforestation in the forest area of Turkey will have an impact on the global forest area and will create an international awareness and example and will serve as a guiding study for decision-makers.
  • Öğe
    Fotovoltaik Entegre Biyofilik Cephelerin Enerji ve Sürdürülebilirlik Performansının Derlemesi
    (Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, 2025) Duran, Ruşen; Bideci, Özlem Sallı
    ÖZ Yapı sektörü enerji tüketimi ve karbon salınımının önemli bir bölümünden sorumludur ve bu durum çevresel sürdürülebilirlik üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Küresel ısınma ve doğal kaynakların hızla tükenmesi gibi çağımızın en kritik sorunları yapıların enerji performansını artırmaya yönelik yenilikçi stratejilerin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, sürdürülebilir mimarlık anlayışına dayalı fotovoltaik entegre biyofilik cephe sistemleri yapıların çevresel koşullara dinamik olarak uyum sağlamasını mümkün kılarak hem güneş enerjisinden elektrik üretimiyle enerji verimliliğini artırmakta hem de biyofilik tasarım ilkeleri sayesinde karbon ayak izini azaltarak ekolojik dengeye katkıda bulunmaktadır. Bu çalışmada, fotovoltaik entegre biyofilik cephe sistemlerinin sürdürülebilir yapı tasarımına katkısı incelenmiş ve farklı tasarım stratejilerinin enerji performansı üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmanın kapsamında, literatür taraması ve vaka incelemeleri kullanılarak fotovoltaik ile biyofilik cephe sistemlerinin enerji etkinliği, karbon emisyonları ve kullanıcı konforuna etkileri araştırılmıştır. Fotovoltaik sistemlerin yenilenebilir enerji üretimi biyofilik sistemlerin ise doğal iklimlendirme yoluyla sürdürülebilirliğe katkısı değerlendirilmiş; farklı iklim bölgelerindeki entegre uygulamalar karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler bu sistemlerin enerji tüketimini azalttığını, karbon emisyonlarını düşürdüğünü ve iç mekan konforunu arttırdığını göstermektedir. Sonuçlar sürdürülebilir yapı tasarımında bu sistemlerin kritik bir rol oynadığını ve enerji verimliliği hedeflerine ulaşmak için etkili bir çözüm sağladığını göstermektedir.
  • Öğe
    EĞİTİM ÖĞRETİM ORTAMINDA KARŞILAŞILAN DİSİPLİN DIŞI ÖĞRENCİ DAVRANIŞLARI
    (Süleyman GÖKSOY, 2026) Ayrilma, Esra; Göksoy, Süleyman
    Bu araştırmanın amacı ilkokul öğretmenlerinin eğitim öğretim ortamlarında karşılaştıkları disiplin dışı öğrenci davranışlarını, bu davranışların nedenlerini ve başa çıkma yöntemlerini belirlemektir. Araştırmanın çalışma grubunu Türkiye’ nin Düzce ilinde Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) okullarında görev yapan 8 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada nitel araştırma veri toplama yöntemlerinden görüşme yöntemi kullanılarak, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde içerik analizinden yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre öğretmenler eğitim öğretim ortamında en fazla; arkadaşlarıyla sürekli konuşma, arkadaşlarına fiziksel zarar verme, sataşma, saygısız ifadeler kullanma, alay etme, kaba davranma, öğretmenin sözünü kesme, materyal getirmeme, dikkatsizlik, verilen görevi yapmama, sürekli yer değiştirme, ders araç-gereçleriyle oynama davranışlarıyla karşılaşmaktadır. Bu davranışların nedenleri arasında ise motivasyon eksikliği, öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği, arkadaş ilişkilerindeki zayıflık, evde yaşanan sorunlar ve sosyal medya kullanımı yer almaktadır. Bu davranışlarla baş etmek için en fazla; bireysel görüşme, kuralları hatırlatma, aile ile iletişime geçme, ödüllendirme, rehberlik servisinden destek alma, sorumluluk verme, derste farklı etkinlikler yaptırma, sabırla yaklaşma, dikkati dağıtan unsurları kaldırma, ceza yöntemlerini kullandıkları saptanmıştır.
  • Öğe
    Riskli Yapı Tespitinde AURAP Yöntemi ile P25 Yönteminin Karşılaştırılması: Düzce İli Örneği
    (Türk Eğitim-Sen, 2025) Sert, Serdar; Bayraktar, Hüseyin
    Ülkemizin büyük bir bölümünün deprem bölgesinde yer alması nedeniyle, büyük depremler sonucunda ciddi can kayıpları ve maddi zararlar meydana gelmiştir. Olası depremlerde hangi binaların yıkılma riski taşıdığını belirlemek için yapıların zemin özellikleri ile kullanılan malzeme ve elemanlar detaylı bir şekilde incelenmelidir. Bu özelliklere ilişkin veriler kullanılarak bilgisayar programlarıyla modelleme ve analizler yapılabilir ve binaların risk durumu değerlendirilebilir. Ancak, bu tür detaylı yapı analizleri zaman alıcı ve maliyetli olabilmektedir. Hızlı değerlendirme yöntemleri ise hızlı sonuçların alınmasında zaman ve maliyet bakımından avantaj sağlamaktadır. Bu çalışma Türkiye’nin aktif fay hatları üzerinde bulunan ve 12 Kasım 1999 yılında büyük bir deprem yaşamış olan Düzce ilinin merkez ilçesinde yoğunlukla 1999 depremi öncesinde inşa edilmiş binaların bulunduğu mahallede seçilen bina için deprem riskini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle Düzce Merkez İlçesi’nde, ekonomik ömrünü doldurmuş binaların hem 12 Kasım 1999 Düzce depremi (7.2 Mw) hem 23 Kasım 2022 yılında Düzce depremini (5.9 Mw) yaşadığından dolayı risk faktörü yüksektir. Çalışmada, olası riskleri analiz etmek için hızlı değerlendirme yöntemleri AURAP yöntemi ve P25 yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemler zemin özellikleri, yapım yılı, kat adedi, temel tipi, etriye sıklaştırması, donatı detayı, kısa kolon, asma kat gibi etkenleri göz önüne alarak risk seviyelerini hesaplamaya olanak tanımaktadır. Çalışma, incelenen binanın iki yöntem ile karşılaştırılmasını sağlayarak, aralarındaki farkları ortaya koymuş ve 1999 yılı öncesi binanın deprem risk durumunu belirlemiştir.
  • Öğe
    Belediye Spor Merkezlerini Kullanan Katılımcıların Memnuniyetlerinin İncelenmesi
    (Yozgat Bozok University, 2025) Balaban, Ruşen; Sivrikaya, Ömer
    Belediyeler, vatandaşlarına spor hizmeti sunabilmek için gerekli fiziki koşulların etkin ve verimli bir şekilde sağlanması ve vatandaşların sunulan hizmetlerden memnuniyetinin sağlanması için tedbirleri alacak bir organizasyon kurmalıdır. Belediyeler, spor hizmetlerinden yararlanan vatandaşların beklentilerini karşılayan hizmetlerden memnun kalmalarını sağlamalıdır. Bu araştırmanın amacı belediyeye ait spor merkezlerinden hizmet alan vatandaşların memnuniyet düzeylerinin incelenmesidir. Bu araştırmada fenomenolojik nitel araştırma modeli kullanılmıştır. İstanbul Sancaktepe İlçe Belediyesi bünyesinde hizmet veren yedi Sanfit merkezinin her birinden, amaçlı örnekleme tekniği kullanılarak iki erkek ve iki kadın olmak üzere toplam 28 kişiden oluşan bir araştırma grubu belirlendi. 12 sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu oluşturuldu. Tamamen gönüllü olarak görüşmeyi kabul eden katılımcılardan yazılı ve sözlü onamları alındı. Veriler içerik analizi ve betimsel analiz ile değerlendirilmiştir. Yüz yüze yapılan görüşmelerin ses kayıtları kaydedildi. Ses kayıtları yazıya dökülmüş ve katılımcı görüşleri yazıya aktarılmıştır. Elde edilen veriler üç alan uzmanı tarafından incelenerek kodlar belirlenmiştir. Veriler yeniden değerlendirilip kodlar gruplandırılarak temalar oluşturuldu. Elde edilen verilere göre spor merkezlerinin fiziki alan ve donanım açısından yetersiz olduğu belirlendi. Katılımcıların belediyeden erişilebilir ve sürdürülebilir spor hizmeti bekledikleri, spor merkezlerinin nicelik ve nitelik açısından eksikliklerinin giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
  • Öğe
    Özel Eğitim Uygulama Okullarında Çalışan Öğretmenlerin Görme Yetersizliği Olan Öğrencilerle Çalışırken Karşılaştıkları Zorluklar ve Bu Zorluklarla Başa Çıkma Yöntemleri
    (Selcuk University, 2025) Sarı, Selcan Özen; Elmaci, Tuba; Kart, Mehmet
    Bu araştırma, özel eğitim uygulama okullarında görev yapan öğretmenlerin görme yetersizliği olan öğrencilerle çalışırken karşılaştıkları zorlukları ve bu zorluklara karşı geliştirdikleri başa çıkma stratejilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseninde yürütülen çalışmada, Batı Karadeniz Bölgesi’nde bulunan bir ilimizde bir özel eğitim okulunda görev yapan 10 öğretmenle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bulgular, görme yetersizliğine sahip öğrencilere yönelik destek programlarının/materyallerin yetersizliğini, sınıf içi düzenlemelerde erişilebilirlik eksikliklerini ve öğretmenlerin mesleki yeterlik konularında destek ihtiyacını ortaya koymuştur. Ayrıca, ailelerin aşırı koruyucu tutumları, gerçekçi olmayan beklentileri ve iş birliği eksiklikleri öğretim sürecini olumsuz etkilemektedir. Öğretmenler, somutlaştırmayı, bireyselleştirmeyi, işitsel ve dokunsal materyalleri kullanarak öğrencilerin öğrenmesini desteklemeye çalışmakta; ancak mevcut fiziki, teknolojik ve yönetimsel koşullar bu çabaları sınırlamaktadır. Araştırma, görme yetersizliği olan bireylerin etkili eğitimi için çok boyutlu destek mekanizmalarının gerekliliğine dikkat çekmektedir.
  • Öğe
    SAĞLIK BAKANLIĞI DÖNER SERMAYE İŞLETMELERİ SAYIŞTAY DENETİM RAPORLARINDA YER ALAN MUHASEBE BULGULARI ÜZERİNE NİTEL BİR ARAŞTIRMA
    (Hacettepe Üniversitesi, 2026) Güley, Ali Özgür; Bozdemir, Enver
    Kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması önem arz etmektedir ve bunun kontrolü denetimlerle sağlanır. Türkiye’de kamu kurumlarının denetimi Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Sayıştay Başkanlığı tarafından yapılmaktadır. Çalışmanın amacı Sağlık Bakanlığı döner sermaye işletmelerine ait 2018-2023 yılları Sayıştay denetim raporlarında bulguların hangi nedenlerden kaynaklandığını yöneticilerin görüşleri ile tespit etmek ve ilgili taraflara bilgi sunmaktır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış mülakat ve gömülü teori yöntemleri kullanılmıştır. Çalışma araştırma izin alınabilen Bartın, Bitlis ve Düzce illerini kapsamaktadır. Çalışma yapılan illerdeki muhasebe işlemlerinden sorumlu 24 yönetici ile mülakat yapılmıştır. Verilerin analizinde MAXQDA 24 programı kullanılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda temalar, kategoriler ve kodlamalar oluşturulmuştur. En çok kodlama 322 adet ile “kurumsal etkenler” temasındadır. Çalışmada katılımcılar muhasebe kayıt hatalarının daha çok kullanıcı kaynaklı olduğunu ve nitelikli personel temininde zorlandıklarını ifade etmiştir. Kullanıcı hatalarının azaltılması için personel eğitimleri artırılmalı ve muhasebe işlemleri yapılan birimleri nitelikli personel için cazip hale getirecek teşvik edici düzenlemeler yapılmalıdır. Sağlık Bakanlığı tarafından çeşitli programlar kullanılmaktadır. Katılımcılar muhasebe işlemlerinde kullanılan Tek Düzen Muhasebe Sistemi (TDMS) programının ihtiyaçları karşıladığını ve yeterli olduğunu ifade etmişlerdir. Kullanılan programların tam entegrasyonu ile kullanıcı işlemleri ve dolayısıyla muhasebe kayıt hataları azalacaktır.
  • Öğe
    ÜNİVERSİTE KAMPÜSLERİNDE SÜRDÜRÜLEBİLİR REKREASYON ALANLARININ MİMARİ TASARIMI: DÜZCE ÜNİVERSİTESİ YARI OLİMPİK KAPALI YÜZME HAVUZU ÖRNEĞİ
    (Akdeniz Üniversitesi, 2025) Yıldız, Nuray Benli; Gül, Özlem
    Üniversite kampüslerinde yer alan rekreasyon alanları ve sportif aktiviteler, öğrencilerin sosyal etkileşimlerinin yanı sıra fiziksel ve zihinsel gelişimleri açısından da önemli katkılar sunmaktadır. Özellikle yüzme gibi belirli spor dalları, özel mekânsal gereksinimler doğrultusunda planlanmış yapılarla desteklenmelidir. Bu bağlamda çalışmanın temel araştırma soruları, “Üniversite merkez yerleşkesinde tasarlanacak yarı olimpik yüzme havuzu nasıl kurgulanmalıdır? Tasarım, yapım ve işletme süreçlerinde sürdürülebilirliği sağlamak adına hangi mimari kararlar alınmalıdır?” şeklinde belirlenmiştir. Araştırmada nitel yöntemlerden, durum çalışması (case study) araştırma deseni olarak benimsenmiştir. Alan çalışması kapsamında, 2008 yılında Düzce Üniversitesi yerleşkesinde projelendirilen Kapalı Yarı Olimpik Yüzme Havuzu’nun tasarım süreci detaylı biçimde incelenmiştir. Çalışmada, yapının mimari kararları ve bu kararlara temel oluşturan gerekçeler ortaya konmuştur. Literatürde genellikle yüzme havuzları statik, mekanik ve kimyasal açılardan ele alınmakta olup, mimari bağlamda sınırlı incelemeye tabi tutulmaktadır. Söz konusu yapı, ekonomik ve işlevsel çözüm önerileriyle öne çıkmış; Devlet Planlama Teşkilatı tarafından örnek proje olarak değerlendirilerek farklı üniversitelerde benzer uygulamalara kaynaklık etmiştir.
  • Öğe
    İş Güvencesizliği Algısının Psikolojik İyi Oluş ve Etik Olmayan Davranışlar Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi
    (2025) İnci, Tuğçe; Bozkurt, Öznur
    Endüstriyel gelişmeler birçok yeni iş alanı ortaya çıkarırken bazı iş alanlarını da yok etmektedir. İş çevresinde yaşanan bu değişimler çalışanlarda kaygı oluşturabilmektedir. Ortaya çıkan kaygılardan biri de iş güvencesizliği algısıdır. Bu algı ise örgütsel ortamda, çalışan davranışlarına etki etme potansiyeli taşımaktadır. Bu çalışmada iş güvencesizliği algısının çalışanların psikolojik iyi oluşları ve etik olmayan davranışları üzerindeki etkileri incelemiştir. Araştırma sonucunda iş güvencesizliği algısının yönetimi yolu ile çalışanların psikolojik iyi oluşlarını artırmak ve etik dışı davranış eğilimlerini ortadan kaldırmak veya en aza indirmek için alınabilecek önlemler ve yönetimsel uygulamalar konusunda öneriler sunulması amaçlanmaktadır. Nicel araştırma yöntemi kullanılan çalışmada, Düzce’de tekstil imalatı sektöründe faaliyet gösteren büyük işletmelerin mavi yakalı çalışanlarından kolayda örnekleme yöntemi ile araştırmanın örneklemi oluşturulmuştur. Bu örneklemden anket tekniği ile veriler toplanmıştır ve SPSS programı aracılığı ile analizler yapılmıştır. Araştırma sonucuna göre, iş güvencesizliği algısı etik olmayan davranışları artırıcı bir etkiye sahiptir. Psikolojik iyi oluş değişkeni açısından ise iyimserlik alt boyutu üzerinde etik olmayan davranışların negatif bir etkisi söz konusudur ve iş güvencesizliği iyimserliği azaltıcı etki yapmaktadır
  • Öğe
    OKUL MÜDÜR YARDIMCILARININ YAŞADIĞI SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI
    (Süleyman GÖKSOY, 2026) Atasoy, Zehra; Göksoy, Süleyman

    Bu araştırmanın amacı, Bu araştırma, okullarda görev yapan müdür yardımcılarının meslekî yaşamlarında karşılaştıkları sorunları ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Eğitim sisteminin önemli paydaşlarından biri olan müdür yardımcıları, okul yönetiminin günlük işleyişinden öğrenci disiplinine, öğretmenlerle ilişkilerden veli iletişimine kadar çok çeşitli sorumluluklar üstlenmektedir. Ancak bu görevlerin tanımlanmasında yaşanan belirsizlikler, artan iş yükü, yetki-sorumluluk dengesizliği ve kurumsal destek eksikliği gibi nedenlerle müdür yardımcılarının meslekî doyumu olumsuz etkilenmektedir. Bu bağlamda, çalışmada müdür yardımcılarının yaşadıkları zorlukların yanı sıra görev tanımlarının daha net bir şekilde belirlenmesine katkı sunabilecek veriler elde edilmesi hedeflenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, eğitim yöneticilerinin meslekî gelişim süreçlerinin desteklenmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.

  • Öğe
    YEMEK KÜLTÜRÜNDEKİ DEĞİŞİMİN SOSYALLEŞME ÜZERİNE ETKİSİ: BİR SOSYOLOJİK İNCELEME
    (Metin KILIÇ, 2026) Şahin, Emine; Kılıç, Metin

    Yemek, biyolojik bir ihtiyaç olmanın ötesinde, tarihsel süreçte sosyalleşmenin önemli bir aracı haline gelmiştir. Bu çalışma, yemek kültüründeki değişimin sosyalleşme üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Tarihsel bir perspektiften başlayarak, modern ve postmodern dönemlerde yemek pratiklerinin nasıl evrildiği ve bireylerin etkileşimini nasıl şekillendirdiği ele alınmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak, derinlemesine görüşmeler yoluyla 14 katılımcının deneyimlerine dayalı bulgular elde edilmiştir. Sonuçlar, yemeğin fizyolojik fonksiyonunun yanı sıra, birliktelik, iletişim ve kültürel aktarım gibi sosyal işlevlere sahip olduğunu göstermektedir. Yemek, geleneksel sofralardan modern restoranlara uzanan yolculuğunda, sosyalleşmeyi güçlendiren bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu bulgular, yemek kültürünün toplumsal değişimle nasıl iç içe geçtiğini vurgulamaktadır.