Fen Bilimleri Enstitüsü Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Düşey eksenli rüzgar türbini milinin deneysel ve sayısal titreşim analizi(Düzce Üniversitesi, 2025) Sarıoğlu, Samet; Saruhan, HamitRüzgar türbinleri, rüzgarın kinetik enerjisini mekanik enerjiye dönüştürerek elektrik üreten, hızla büyüyen, sürdürülebilir, temiz ve maliyet etkin bir enerji kaynağıdır. Küçük rüzgar türbinlerinden elde edilen enerji; küçük işletmeler, evler, okullar, sahra hastaneleri, geçici çadır kentler, askeri kamplar, seralar ve tarım gibi uygulamalarda kullanılmaktadır. Türbinin mili, gövde, pervane, dişliler ve yataklar gibi ana bileşenleri üzerine etkiyen değişken rüzgar yükleri, istenmeyen titreşimlere yol açmaktadır. Bu titreşimler rüzgar türbinlerinin mekanik arızalarına neden olabilmektedir. Milde oluşan titreşimler, çevresindeki türbin sistemindeki yapıya da etki eder. Bu nedenle türbin milin dinamik davranış özelliklerinin anlaşılması, türbin sistemindeki titreşimin kontrolü açısından önem arz etmektedir. Aşırı düzeydeki kararsızlıklar ve titreşimler, tüm rüzgar türbini sisteminin performansı ve kararlılığı üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Bu çalışmada, düşey eksenli bir rüzgar türbininde milin geometrik ve malzeme özelliklerinin titreşim davranışı üzerindeki etkileri deneysel yöntemlerle incelenmiştir. Testlerde; AISI 1040 İçi Dolu, AISI 4140 İçi Dolu, AISI 1040 İçi Boş ve Karbon Fiber Takviyeli Plastik (KFTP) İçi Boş olmak üzere farklı geometri ve malzemelerden üretilmiş miller kullanılmış, bu miller test edilmiş ve rüzgar türbini uygulamaları açısından uygunlukları analiz edilmiştir. Türbin milinin doğal frekansları, mod şekilleri ve sönüm gibi dinamik davranışlarını anlamak amacıyla Deneysel Modal Analiz (DMA) gerçekleştirilmiştir. DMA ile elde edilen sonuçlar Sonlu Elemanlar Metodu (SEM) ile doğrulanmıştır. Ayrıca, türbin millerin rüzgar türbini yapısı içindeki genel titreşim düzeyleri altında maruz kaldığı aşırı titreşimleri değerlendirmek amacıyla Operasyonel Sapma Analizi (OSŞ) analizi yapılmıştır. Ayrıca, millerin dinamik özelliklerinin daha detaylı anlaşılabilmesi amacıyla, rüzgar tüneli kullanılarak oluşturulan 5, 9 ve 12 m/s rüzgar hızlarında Sıra Analizi (SA) gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, tüm rüzgar hızlarında türbin milinin titreşim genliği, en düşük genliği ise AISI 4140 içi Dolu milde olduğunu göstermiştir. Kompozit miller düşük rijitlik nedeniyle rezonansa daha yatkın davranış sergilerken, çelik dolu miller daha stabil bir dinamik performans sunmuştur. Bu bulgular, türbin milinde doğru malzeme ve kesit seçiminin titreşim azaltımı ve sistem kararlılığı açısından kritik öneme sahip olduğunu ortaya koymuştur.Öğe Şebekeye bağlı ada modu çalışabilen tek şaftlı kombine çevrim santralinde yusufçuk algoritması ile yük frekans kontrolünün iyileştirilmesi(Düzce Üniversitesi, 2025) Hoş, Bülent; Öztürk, Ali; Bozali, BeytullahElektrik enerjine olan talebin artması ile elektrik enerjisinin güvenli, kaliteli ve sürdürülebilir şekilde üretilmesi ve iletilmesi zorunlu bir hal almıştır. Elektrik sistemlerinin güvenilirliği, üretim-tüketim dengesinin korunmasına bağlıdır. Bu dengeyi sağlamak amacıyla, frekansın belirli sınırlar içinde tutulması kritik öneme sahiptir ve bu sürece Yük Frekans Kontrolü (YFK) adı verilir. Özellikle Gaz Türbini (GT) içeren elektrik santrallerinin şebekeye entegrasyonu ile birlikte, YFK daha karmaşık ve dinamik bir yapı kazanmıştır. GT içeren elektrik santrallerinin kolay kurulumları, hızlı devreye alma ve durdurma özellikleri ile ekonomik ve verimli enerji üretimi sağlamaları nedeniyle yaygın olarak tercih edilmektedir. Ada modunda da çalıştırılabilen kombine gaz çevrim santrallerinde, yük değişimlerine karşı frekans değerindeki sapmaları önlemek amacıyla hız ve sıcaklık değerleri, Oransal-İntegral-Türevsel (PID) denetleyici kullanılarak kontrol edilmektedir. Bu çalışmada, tek şaftlı Ağır Hizmet Gaz Türbini (AHGT) içeren Rowen GT modeli, bir gaz çevrim santralinin (YFK) için basitleştirilmiş bir matematiksel modeli kullanılmıştır. Bu kontrol yöntemlerinin analizinde Genetik Algoritma (GA), Parçacık Sürü Optimizasyonu (PSO) ve Benzetilmiş Tavlama Algoritması (BTA) gibi sezgisel algoritmalar kullanılmıştır. Ayrıca, aynı analizler bu çalışmada ilk kez önerilen Yusufçuk Algoritması (SA) kullanılarak da gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, frekans değişimlerini ifade eden hata büyüklüklerinin değerlendirilmesi amacıyla Hata Karelerinin Toplamı (ISE), Mutlak Hatanın Toplamı (IAE), Zaman Ağırlıklı Hata Karelerinin Toplamı (ITSE) ve Zaman Ağırlıklı Mutlak Hatanın Toplamı (ITAE) gibi performans indeksleri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, sistemin geçici rejim davranışlarını yansıtan maksimum aşım, yükselme süresi, tepe süresi ve yerleşme süresi gibi dinamik parametreler dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, önerilen PID denetleyicinin YA algoritmasıyla ayarlanması, sistem frekansının aşım ve yerleşme süresi açısından diğer yaygın algoritmalara kıyasla daha iyi çözümler sunduğu belirlenmiştir. Böylece YA algoritmasıyla frekans salınımlarını daha kısa sürede etkin bir şekilde sönümleyerek, gaz çevrim santrallerinde frekans kontrolü için güvenilir bir alternatif bir yöntem olarak bu çalışma ile önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Ağır Hizmet Gaz Türbini, Yük Frekans Kontrolü, Performans İndeksleri, Sezgisel Algoritmalar, Yusufçuk AlgoritmasıÖğe Yeni bir ortak topraklı faz ölçeklenebilir qz-kaynak tabanlı çok fazlı DC–DC dönüştürücü(Düzce Üniversitesi, 2025) Uzun, Berat; Akar, FurkanYüksek kazançlı yalıtımsız DC–DC dönüştürücüler, yenilenebilir enerji sistemlerinde önemli bir rol oynar. Ancak mevcut dönüştürücü yapıları, modülerliğin düşük olması, ortak toprak hattının bulunmaması ve yüksek giriş akımı dalgalanması gibi sorunlar nedeniyle pratik uygulamalarda yeterince verimli değildir. Bu çalışmada, quasi-Z-source (qZs) yapısından esinlenerek geliştirilen, faz sayısı kolayca artırılabilen yeni bir çok fazlı (interleaved) yüksek kazançlı dönüştürücü yapısı sunulmaktadır. Önerilen yapıda, qZs hücreleri girişte paralel, çıkışta seri bağlanarak hem ortak topraklama sağlanmakta hem de gerilim/akım stresleri azaltılarak yüksek gerilim kazancı elde edilmektedir. Çalışmanın analitik olarak modellenmesi, küçük işaret (small-signal) dinamikleri ve kontrol tasarımı ayrıntılı olarak yapılmış ve 200 W gücünde iki fazlı bir prototip üretilmiştir. Deneysel sonuçlar, dönüştürücünün 30–40 V giriş aralığında kararlı bir şekilde çalıştığını ve verimli bir şekilde 200 V çıkış gerilimi elde edebildiğini göstermektedir. Ayrıca giriş akımı dalgalanmasının ve bileşenler üzerindeki akım-gerilim zorlanmalarının önemli ölçüde azaldığı deneysel olarak doğrulanmıştır. Önerilen yapı, yüksek gerilim kazancı, düşük giriş dalgalanması ve faz sayısının kolayca artırılabilmesi sayesinde modern yenilenebilir enerji ve dağıtık güç dönüştürme uygulamaları için güçlü ve uygulanabilir bir çözüm sunmaktadır.Öğe Histopatolojik görüntülerden deri hastalıklarının tespit edilmesi için yapay zekâ tabanlı yeni bir yaklaşım(Düzce Üniversitesi, 2025) Güler, Recep; Şentürk, Zehra KarapınarCilt hastalıkları tüm dünyada milyarlarca insanı etkileyen oldukça yaygın hastalıklardır. Cilt hastalıklarının teşhisinde ilgili bölgenin fotoğraflanması ve doku örneği alınması yöntemleri kullanılmaktadır. Doku örneklerinin patoloji uzmanları tarafından incelenmesi ve tanı koyma süreçleri zaman alıcı olabilmektedir. Bu tez çalışması kapsamında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'ndan temin edilen görüntüler ile Liken Skleroz, Morfea ve Kutanöz Küçük Damar Vasküliti hastalıklarına ait oluşturulan iki farklı veri seti üzerinde, makine öğrenmesi ve derin öğrenme yöntemleri kullanılarak sınıflandırma işlemleri yapılmıştır. Kullanılan veri setlerinin özgün özellikleri bakımından literatürde öncü bir çalışma olma niteliği taşımaktadır. Veri setlerine Reinhard normalizasyonu, Gauss filtreleme, CLAHE histogram eşitleme yöntemleri ve veri artırımı uygulanmış, sonrasında Gri Seviye Eş Oluşum Matrisi (GLCM) ve histogram tabanlı istatistiksel yöntemler kullanılarak doku özellikleri ön plana çıkarılmıştır. Çalışmada ilk veri seti dijital mikroskop ile elde edilen görüntülerden oluşmaktadır ve bu veri seti üzerinde transfer öğrenme yöntemleri uygulandığında VGG16 modeli %97 ve ResNet50 %98 modeli ile doğruluğa ulaşılmıştır. Çalışmada oluşturulan ikinci veri seti doku örneklerinin yüksek çözünürlükte kayıt altına alınmasını sağlayan Tam Slayt Görüntüleyici kullanılarak Liken Skleroz ve Morfea hastalıklarına görüntülerden oluşturulmuştur. İkinci veri seti üzerinde makine öğrenmesi yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilen sınıflandırma işlemleri sonucundan Yapay Sinir Ağları ve Destek Vektör Makineleri yöntemleri ile %97 sınıflandırma doğruluğuna ulaşılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda patoloji uzmanları için doğru ve hızlı tanı koymada destek olacak bir yaklaşım sunulmuştur.Öğe Ekonomik metin verileri ve piyasa göstergeleriyle kriz dönemlerinin erken tahmini: zaman serisi yöntemleri, özelleştirilmiş transformer modelleri ve derin öğrenme yaklaşımlarının karşılaştırmalı uygulaması(Düzce Üniversitesi, 2026) Kotan, Bayram; Kırışoğlu, SerdarBu doktora tezi, ekonomik kriz dönemlerinin erken tespiti için doğal dil işleme (DDİ), zaman serisi analizi, makine öğrenmesi ve derin öğrenme yaklaşımlarının karşılaştırmalı analizini sunmaktadır. Çalışma, Türkiye'de 2018 yılında yaşanan ekonomik dalgalanmaları iki aşamalı bir yaklaşımla incelemektedir. İlk aşamada, GNews API aracılığıyla toplanan 782 ekonomi haberi üzerinde BERT, ALBERT, RoBERTa gibi transformer tabanlı modeller ile Word2Vec, GloVe, FastText gibi klasik kelime gömme teknikleri uygulanarak kriz skorları hesaplanmıştır. İkinci aşamada, BIST50 endeksi üzerinde klasik zaman serisi modelleri (AR, ARIMA, SARIMA), makine öğrenmesi (Linear Regression, Random Forest), derin öğrenme (LSTM, RNN, CNN) ve transformer tabanlı zaman serisi modelleri (Autoformer, TimesNet, Informer, FEDformer) karşılaştırılmıştır. Sonuçlar, Word2Vec modelinin enflasyonla 3 aylık gecikmeyle güçlü korelasyon (r=0.87) gösterdiğini ve Autoformer modelinin sınırlı veri senaryosunda en iyi tahmin performansını (8.54 RMSE, 0.53 R²) sergilediğini ortaya koymuştur.Öğe Kentsel ekosistemlerde floristik çeşitlilik temelli mekânsal ekolojik risk modeli ve stratejik planlama; düzce örneği(Düzce Üniversitesi, 2026) Doğan, Tuba Gül; Eroğlu, EnginKentsel alanlarda bitki tür çeşitliliği, yalnızca biyolojik zenginliğin bir göstergesi değil; aynı zamanda ekosistem işleyişi, habitat bütünlüğü ve sürdürülebilir kentsel peyzaj planlamasının temel belirleyicilerinden biridir. Ancak hızlı kentleşme, arazi kullanımındaki dönüşümler ve çevresel baskıların artışı, floristik örüntülerin mekânsal dağılımını giderek daha karmaşık hâle getirmektedir. Bu bağlamda, kentsel peyzajlarda bitki çeşitliliğini belirleyen çevresel ve mekânsal sürücülerin bütüncül ve çok değişkenli yaklaşımlarla değerlendirilmesi, güncel kentsel ekoloji literatürünün öncelikli araştırma alanlarından biri hâline gelmiştir. Bu tez çalışması, Düzce kenti örneğinde, kentsel–kırsal gradyan boyunca bitki tür çeşitliliği (Shannon H′), tür zenginliği (richness) ve tür dağılım dengesi (evenness) örüntülerinin çevresel, edafik, topografik ve iklimsel değişkenlerle ilişkisini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, 397 alt örneklem alan üzerinden gerçekleştirilen ayrıntılı floristik envanter çalışmaları sonucunda 756 vasküler bitki taksonu kayıt altına alınmıştır. Çevresel veri seti; toprak özellikleri, mikroklimatik ölçümler, makroklimatik değişkenler ve BIO değişkenleri, topografik göstergeler ve arazi örtüsü bileşenlerini içeren çok boyutlu bir yapı sunmaktadır. Analiz sürecinde bitki çeşitliliği ile çevresel gradyanlar arasındaki doğrusal olmayan ilişkiler makine öğrenimi tabanlı modeller aracılığıyla değerlendirilmiştir. Model sonuçları, Shannon çeşitliliğinin çevresel değişkenlerle olan ilişkilerinin güçlü biçimde doğrusal olmayan bir yapı sergilediğini ortaya koymuş; Random Forest modellerinin yüksek açıklayıcılık ve genellenebilirlik düzeylerine ulaştığı belirlenmiştir. Transekt temelli mekânsal analizler, bitki çeşitliliği örüntülerinin kentsel çekirdekten yarı-doğal ve doğal alanlara doğru belirgin bir yapısal dönüşüm sergilediğini ortaya koymuştur. Özellikle kentsel çekirdek alanlarda tür zenginliğinin görece yüksek, buna karşın tür dağılım dengesinin zayıf olduğu; kırsal ve orman kenarı zonlarda ise daha dengeli ve ekolojik olarak tutarlı floristik yapılar geliştiği belirlenmiştir. Bu bütüncül bulgular doğrultusunda tez kapsamında, kentsel peyzajların ekolojik niteliğini değerlendirmeye yönelik floristik temelli bir planlama ve karar destek yaklaşımı geliştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, yerel yönetimlerin bitkilendirme ve peyzaj yönetimi kararlarının mekânsal ekolojik özelliklere dayalı olarak yönlendirilmesine olanak sağlayan bilimsel bir çerçeve ortaya koymaktadır.Öğe DC–DC boost dönüştürücülerde yük akımı kestirimi için yeni bir model geliştirilmesi ve optimizasyon tabanlı kalman gözlemleyici tasarımı(Düzce Üniversitesi, 2026) Altun, Samet; Altun, YusufBu tezde, DC-DC boost dönüştürücüler için parazitik elemanları içeren yüksek doğruluklu bir matematiksel modelleme ve bu modele dayalı yük akımı kestirimine yönelik gelişmiş bir gözlemci tasarımı sunulmaktadır. Çalışmada, bobin direnci, kapasitör eşdeğer seri direnci, MOSFET iletim direnci, diyot ileri yön gerilim düşümü ve diyot direnci gibi tüm temel parazitik etkiler dikkate alınarak, görev oranına (duty cycle) bağlı doğrusal olmayan bir boost dönüştürücü modeli elde edilmiştir. Yük direncindeki değişimlerin sistem dinamiği üzerindeki etkisini doğru biçimde temsil edebilmek amacıyla, model Taylor açılımı kullanılarak doğrusallaştırılmış ve yük akımı, nominal çalışma noktasından sapmayı temsil eden bir bozucu büyüklük olarak ele alınmıştır. Bu yaklaşım doğrultusunda, yük akımının doğrudan kestirilebilmesi için sistem modeli genişletilmiş ve durum vektörü kapasitör gerilimi, bobin akımı ve yük akımını içerecek şekilde üç boyutlu olarak tanımlanmıştır. Elde edilen quasi-LPV (qLPV) model temelinde, yük akımı kestirimi amacıyla hem Luenberger hem de Kalman gözlemcileri tasarlanmıştır. Kalman gözlemcinin süreç ve ölçüm gürültüsü kovaryans matrisleri görev oranına bağlı olarak tasarlanmıştır. Gözlemci parametrelerinin optimal şekilde belirlenmesi için Grey Wolf Optimizer ve Dream Optimization Algorithm gibi metasezgisel optimizasyon algoritmaları kullanılmıştır. Önerilen yöntem, MATLAB/Simulink® ortamında gerçekleştirilen benzetim çalışmaları ile değerlendirilmiş ve farklı yük değişim senaryoları altında gözlemci performansı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Ayrıca, tasarlanan ve üretilen boost dönüştürücü prototipi üzerinde, dSPACE® tabanlı gerçek zamanlı deneysel çalışmalar gerçekleştirilerek benzetim sonuçları deneysel olarak doğrulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, parazitik etkileri ve yük değişimlerinde gözlemci yapısının, yük akımı ve sistem durumlarının doğru, hızlı ve kararlı bir şekilde kestirilebildiğini ortaya koymaktadır.Öğe Kentsel açık yeşil alanların ağaçkakan türleri açısından değerlendirilmesi: İstanbul Üsküdar ilçesi örneği(Düzce Üniversitesi, 2026) Samsa İnak, Şebnem; Uzun, OsmanEkoloji temelli peyzaj planlamada temsilci türlerin izlenmesi, kentsel peyzajın mekânsal analizinde biyoçeşitlilik ölçme ve değerlendirme aracı olarak kullanılabilmektedir. "Kilittaşı" ve "ekosistem mühendisi" olarak tanımlanan ağaçkakanlar, açtıkları oyuklar ve kabuk tahribatı yoluyla birçok omurgalıya barınma ve besin olanağı sunarak biyoçeşitliliği artırmaktadır. Bu nedenle ağaçkakanların dağılım ve habitat tercihlerinin belirlenmesi, yönetilen yeşil alanlarda planlama çalışmalarına önemli katkı sağlayacaktır. Bu çalışma, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde belirlenen 10 km2'lik bir çalışma alanı içerisinde ağaçkakan türlerinin dağılımının, habitat ve yuva tercihlerinin incelenmesini amaçlanmıştır. Ağaçkakan gözlem çalışmaları, 2022 – 2023 yıllarında ilkbahar dönemlerinde, "Nokta sayım" ve "Ses uyarımı" yöntemleri ile 42 gözlem noktasında gerçekleştirilmiştir. 2023 yılı eylül – kasım ayları arasında 199 örneklem noktasında çevresel bileşenler tanımlanmıştır. İki yıl boyunca alanda ürediği tespit edilen türlerden Alaca ağaçkakan (Dendrocopos syriacus) için 2 başarılı üreme kaydı, 3 kesin, 3 kuvvetle olası, 4 olası olmak üzere 2 mezarlık ve 4 koru alanından oluşan toplam 6 üreme bölgesi ve 26 terituvar alanı belirlenmiştir. Küçük ağaçkakan (Dryobates minor) için, 4 başarılı üreme kaydı, 5 kesin, 4 kuvvetle olası, 3 olası olmak üzere 3'ü koru, 1'i millet bahçesi bitişiğindeki eski kapalı koru, 2'si mezarlık, 3'ü de boş araziler ya da sokaklardan oluşan 9 üreme bölgesi ve 32 terituvar alanı belirlenmiştir. Lojistik regresyon ve Akaike bilgi kriterine dayalı model sonuçları, Alaca ağaçkakanın varlık alanlarında ağaç sayısının arttığı (p=0.003), ortalama gürültü düzeyinin azaldığı (dB) (p=0.007); terituvar alanlarında kalın gövdeli ağaçların bulunduğu (p=0.001), varlık ve yuva alanlarında ortalama gövde çapı yüksek ağaçların olduğu (p=0.001;p=0.002) ve yuva alanlarında hasta/ölmek üzere olan ağaçların (p=0.07) bulunduğu alanları öncelikli olarak tercih ettiğini göstermektedir. Bulgular, Alaca ağaçkakanın kırsal alan çalışmalarında bildirilen meyve bahçesi kullanımına paralel biçimde, sert meyveli/sert çekirdekli türler ile meşelerin; ayrıca bölgeye özgü Akdeniz defnesi (Laurus nobilis) ve erguvanın (Cercis siliquastrum) da önemli habitat bileşenleri olduğunu ortaya koymaktadır. Model sonuçları, Küçük ağaçkakanın varlık, terituvar ve yuva alanlarında kritik habitat belirleyicilerinin kalın gövdeli ağaçlar (p=0.04;p=0.08;p=0.01); varlık ve terituvar alanlarında geniş yapraklı ağaçların ölü odun varlığı (p=0.002;p=0.006); yuva alanlarında geniş yapraklı hasta/ölmek üzere olan ağaçların varlığı (p=0.09) olduğunu göstermektedir. Küçük ağaçkakan yumuşak odun bağımlılığı kadar belirgin başka bir tercih ortaya koymamıştır. Bulgular doğrultusunda, kentsel yeşil alanlara ve bitki topluluklarının yönetimine yönelik öneriler geliştirilmiştir.Öğe Senkron makinelerin temassız uyartımı için yeni döner transformatörlerin tasarımı ve geliştirilmesi(Düzce Üniversitesi, 2026) Tuncel, Erhan; Yıldırız, EminBu tez çalışmasında, elektriksel uyartımlı senkron makinelerde rotor uyartımının temassız olarak gerçekleştirilmesine yönelik endüktif güç aktarım tabanlı sekonder parçalı yapılar önerilmiştir. Çalışmanın çıkış noktasını, klasik fırça ve bilezik düzeneklerinin bakım, aşınma, güvenilirlik ve yüksek hızlarda işletme ile ilişkili sınırlılıkları oluşturmuştur. Bu kapsamda, rezonanslı çalışma koşullarında primer devrenin yüksüz kalması durumunda ortaya çıkabilecek istenmeyen akım davranışlarını sınırlamak amacıyla, sekonder sargı parçalarının ortak bir manyetik akı yolunu kullandığı iki kollu bir düzenleme esas alınmıştır. Bu doğrultuda hava nüveli radyal, E kesitli ferrit nüveli eksenel ve E kesitli ferrit nüveli radyal olmak üzere üç farklı yapı incelenmiştir. Her bir yapı için elektromanyetik analizler gerçekleştirilmiş, eşdeğer devre modelleri kurulmuş, deneysel prototipler hazırlanmış ve ölçüm sonuçları benzetim sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar, önerilen parçalı düzenlemenin farklı geometrik konfigürasyonlar altında çalışabildiğini göstermiştir. Hava nüveli radyal yapıda dengeli güç paylaşımı ve daha esnek tasarım imkânı bakımından olumlu sonuçlar elde edilmiştir. E kesitli ferrit nüveli eksenel yapıda küçük hava aralığı ile yüksek kuplaj potansiyeli sağlanmış, ancak açısal konuma bağlı parametre değişimlerinin belirgin olması nedeniyle döner uygulamalar açısından kararlı güç aktarımı sınırlı kalmıştır. E kesitli ferrit nüveli radyal yapıda ise daha kararlı bir güç aktarımı elde edilmiştir. Sonuç olarak, döner temassız uyartım uygulamaları açısından radyal yerleşimin eksenel yerleşime göre daha uygun bir yönelim sunduğu belirlenmiş ve elde edilen bulguların, endüktif güç aktarım tabanlı temassız uyartım yapılarının uygulanabilirliğine ilişkin teknik bir temel oluşturduğu sonucuna varılmıştır.Öğe Development of Biocompatible and Flexible Polymers for DLP Processing and improvement of Mechanical Properties(2021) Uysal, Emrah[Abstract Not Available]Öğe DP600 ÇELİKLERİN ŞEKİLLENDİRME HIZI VE SAC KALINLIĞINA BAĞLI OLARAK ŞEKİLLENDİRME SINIR DİYAGRAMLARININ İNCELENMESİ(2011) Uysal, Emrah[Abstract Not Available]Öğe Pandemi ışığında modülerite ve pop up kavramlarıyla sağlık yapılarına esnek bakış(Düzce Üniversitesi, 2024) Sarıyerli, Güler; Yıldız, Nuray BenliMimarlık çalışmaları; teknolojik, ekonomik, toplumsal, sosyal ve kültürel değişimlere göre gelişmektedir. Teknoloji ise mimarlığın gelişmesinde her dönem aktif rol üstlenmiştir. Endüstri devrimiyle başlayan teknolojik gelişmeler sonucu dünya genelinde çok hızlı bir büyüme meydana gelmiştir. Bu duruma plansız ve öngörüsüz kentlerdeki aşırı nüfus artışları da eklenince salgın hastalıkların oluşması ve yayılması tetiklenmiştir. Günümüzde yaşanan COVİD-19 pandemisi gibi medeniyetler, geçmiş zamanlarda da birçok salgın hastalıklar geçirmiş ve bu hastalıklardan mimarlık gibi birçok disiplin de etkilenmiştir. Yaşanan çevre kirliliği, küresel ısınma, plansız betonlaşmayla yaşanan ekolojik dengesizliğe bağlı olarak gelecekte de dünyamızda benzer salgın hastalıkların oluşması öngörülebilmektedir. Bu çalışmada pandemi etkisinde mimarinin sağlık binaları özelinde değişimine bakılmış olup esnek tasarım kavramı, kuramları ve yöntemlerini, hastane tasarımlarını inceleyen yurtiçi ve yurtdışı önemli alan dizinine sahip makaleler, bildiriler tezler titizlikle incelenmiştir. Tez çalışmasında mevcut ve potansiyel salgınlara veya acil durumlara yanıt olarak hastanelerin modüler inşasının potansiyeli araştırılmıştır. Sağlık binalarında esnek tasarımı için modülerite ve pop up mimari kavramlarına odaklanılmış ve esneklik için bu iki kavram önerilmiştir. Modülerite ve pop up mimari kavramları özelinde yurtiçinden ve yurt dışından on örnek proje seçilip incelenmiştir. Bu projelerin öncelikle ülke, yapım sebebi, boyutu, yapım süresi bilgileri tablo şeklinde açıklanmıştır. Sonrasında seçilen örnekler sağlık yapısı ölçeği olarak; hastane kompleksi, işlevsel birim mobil, işlevsel pop up iç mekân modülleri olmak üzere üç kategoride sınıflandırılmıştır. Sınıflandırılan örneklerin modülerleşmeyi hangi yapı elemanlarıyla sağladıkları, stratejik yer seçimleri olup olmadığı, akıllı teknoloji kullanım durumu, pop up mimari olarak geçici mi kalıcı mı hale geldiği ve projelerin esnekliğindeki önemli notları barındıran sekiz başlık altında detaylı olarak incelenip tablolaştırılmıştır. Tez çalışmasında modülerlik, pop up mimari ve mobil üniteler arasında kavramsal ve birbirini tamamlaması açısından kuvvetli bir ilişki olduğu saptanmıştır. Pop up kavramı mimari mekân olarak mobil (hareketli) mekanları kullanmakta esneklik yöntemi olarak ise modüleriteden yararlanmaktadır. Bu çalışmada modülerlik yöntemi; esnekliği sağlaması, kolay monte demonteye imkân sağlaması, değişebilirlik, dönüşebilirlik, yeniden kullanım, sürdürebilirlik, kullanıcı faydasını gözetme, olağanüstü durumlara veya teknolojideki gelişmelere hızlı cevap vermesi açısından sağlık binaları tasarımında esneklik yöntemi olarak önerilmektedir. Yapılan incelemeler ve çıkarımların Türkiye' de mevcut ve gelecekteki sağlık binaları projelerinde, esnek tasarım kavramı açısından dikkate alınması umulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Pandemi, Esnek tasarım, Sağlık binaları, Modülerite, Pop up mimari.Öğe S. officinalis ekstraktı ile yeşil hidrotermal sentezlenen nanokompozitlerin manyetik ve süperkapasitör özelliklerinin araştırılması(Düzce Üniversitesi, 2024) Zenkin, Kübra; Durmuş, SefaSon yıllarda dünyada, enerji kıtlığı ve küresel ısınmanın meydana gelmesi yeşil enerji depolama cihazları olarak süperkapasitörlere olan ihtiyacı arttırmıştır. Bu nedenle, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için yüksek enerji yoğunluğuna sahip, düşük maliyetli yeni süperkapasitörler geliştirilmelidir. Süperkapasitör türü olan psödokapasitörlerin Faradaik redoks reaksiyonları, genellikle metal iyonlarının birden fazla değerlik durumuna sahip olduğu metal oksitlerde gerçekleştirilmektedir. Geçiş metal oksit psödokapasitörler, değişken oksidasyon adımları nedeniyle yüksek enerji yoğunluğuna, yüksek özgül kapasitansa, üstün özgül enerjiye ve büyük yük transfer reaksiyon özelliklerine sahiptir ve bu da onları yüksek performanslı süperkapasitörler için benzersiz adaylar haline getirmektedir. Son zamanlarda, psödokapasitör uygulamaları için geçiş metal oksit bazlı malzemelerin araştırılması ve geliştirilmesi için birçok çalışma yürütülmektedir. Bu tez çalışmasında teorik psödokapasitör özelliği yüksek, NiO'in elektrokimyasal özelliklerini geliştirmek için, Fe3O4, Co3O4, CuO ve ZnO geçiş metal oksitleri ile Salvia officinalis (S. officinalis) bitki ekstrakt aracılı hidrotermal yöntem kullanılarak nanokompozitler sentezlendi. Sentez, 120°C, 12 s (HT-I) ve 180°C, 24 s (HT-II) olmak üzere iki farklı çalışma şartlarında gerçekleştirildi. Sentezlenen nanokompozitlerin yapısal karakterizasyonu Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR), Toz X-Işını Kırınımı (PXRD), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Enerji Dağılımlı X-Işını Spektroskopisi (EDX) yöntemleri kullanılarak karakterize edildi. Nanobileşiklerin X- ışını kırınımından elde edilen tam genişlik yarı maksimum (FWHM) değerleri ile kristalit boyutu hesaplamasında Scherrer ve Williamson-Hall (W-H) formülleri kullanıldı. Ek olarak mikro gerinim, gerilim ve enerji yoğunluğu, W-H modelleri olan düzgün deformasyon model (UDM), düzgün gerilme (stress) deformasyon model (USDM) ve düzgün deformasyon enerji yoğunluğu model (UDEDM) ile analiz edildi. Manyetik ve elektrokimyasal davranışları Titreşimli Numune Manyetometresi (VSM) ve Dönüşümlü Voltametri (CV) analizleri kullanılarak aydınlatıldı. HT-II yöntemi ile sentezlenen nanokompozitlerin HT-I yöntemine kıyasla çok daha küçük partikül boyutlu ve homojen yüzey morfolojisine sahip olduğu belirlendi. Yapılan VSM ve CV analiz sonuçlarına göre NiO NP ve NiO/Fe3O4, NiO/Co3O4, NiO/CuO, NiO/ZnO nanokompozitlerin hem doygunluk manyetizasyonunda hem de spesifik kapasitans değerlerinde önemli artış tespit edildi.Öğe Rüzgâr devriğinin uzaktan algılama yöntemleri ile tespiti ve modellenmesi(Düzce Üniversitesi, 2024) Çınar, Tunahan; Aydın, Abdurrahim; Türk, YılmazŞiddetli rüzgârlar, ormanlık alanlarda kırık ve devrikler oluşturarak ekonomik zararlar ve ekolojik hasarlar meydana getirmektedir. Bu nedenle, hasar alanlarının hızlı tespiti, çevresel parametrelerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması oldukça önemlidir. Bu çalışmada, 2017-2023 yılları arasında Türkiye'de meydana gelen rüzgâr devrik alanları, Sentinel-2A uydu görüntülerinden Normallize Fark Kesir İndeksi (Normalized Difference Fraction Index = NDFI) ile tespit edilmiştir. Tespit edilen alanlar, maksimum rüzgâr hızı, orman karışıklığı, rüzgâr devriğinden önceki 5 günlük toplam yağış, tekstür, yola uzaklık, yükselti, kök tipleri, eğim ve bonitet çevresel parametreleri kullanılarak Maksimum Entropi (Maximum Entropy = MaxEnt) yöntemiyle modellenmiştir. Türkiye'de 2017-2023 yılları arasında Orman Genel Müdürlüğü (OGM) kayıtlarından erişilebilen 3136 adet rüzgâr devriği verisinden 2577'si NDFI ile doğrulanarak tespit edilebilmiştir. Tespit edilen rüzgâr devrik alanlarının en büyüğü 125 hektar (ha) olup, en fazla etkilenen ağaç türü saf karaçamdır. Oluşturulan modellerde Eğri Altında Kalan Alan (Area Under Curve = AUC) değerlerine en yüksek Karadeniz Bölgesi'nde 0,899 ile en düşük Ege Bölgesi'nde 0,829 ulaşılmıştır. Model sonuçlarına göre rüzgâr devriklerinin meydana gelmesindeki en önemli parametrelerin rüzgâr hızı, yağış, bonitet ve yükselti olduğu tespit edilmiştir. Doğu Anadolu Bölgesi'nde yola uzaklık ve ormanların karışım durumu, Karadeniz Bölgesi'nde ise kök tipi ve tekstür parametreleri de diğer parametrelerin yanında önemli bulunmuştur. Çalışma sonucunda, Türkiye'de rüzgâr devriğinin meydana gelmesi için kritik rüzgâr hızı eşiğinin 56 km/sa, rüzgâr devriğinden önceki 5 günlük toplam yağış eşiğinin ise 42 kg/m² olduğu belirlenmiştir. Rüzgâr devriklerinin Türkiye'de deniz seviyesinden itibaren başlayarak 2100 m yükseltilere kadar ulaşabildiği alpin zon ve üzerindeki yükseltilerde bonitetin düşük olması nedeniyle azalma eğiliminde olduğu belirlenmiştir. Yetişme ortamı verim gücü (bonitet) sınıfının yüksek olduğu meşcerelerin daha hassas olduğu tespit edilmiştir. Doğu Anadolu Bölgesi'nde yola yakınlığın arttıkça rüzgâr devriğinin arttığı, iğne yapraklı-iğne yapraklı karışık ormanların olduğu alanlarda daha fazla rüzgâr devriğinin meydana geldiği belirlenmiştir. Karadeniz Bölgesi'nde ise kazık ve sığ kök tipine sahip ağaçlardan oluşan ve kumlu killi balçık türündeki topraklara sahip meşcerelerde daha fazla rüzgâr devriğinin meydana geldiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda en fazla rüzgâr devriğine hassas ormanların Karadeniz Bölgesi'nde bulunduğu belirlenmiştir. Bu çalışma, Türkiye genelinde rüzgâr devrik alanlarına ait veri tabanındaki eksiklikleri ve oluşan hasarın en aza indirilmesi için öneriler sunmaktadır.Öğe Mil kaplama kalınlığının otomotiv turboşarjının dinamik davranışlarına etkisi(Düzce Üniversitesi, 2024) Ok, Murat; Saruhan, HamitTurboşarj, otomotiv motorlarına takılan, atmosferik basınçtaki havayı alıp, daha yüksek bir basınca sıkıştırıp, giriş valfleri aracılığıyla basınçlı havayı motora vererek performansı ve verimliliği artırmak için kullanılan sistemdir. Çoğu durumda kaymalı yataklarla desteklenen bir mille birbirine bağlanan türbin ve kompresör pervanesinden oluşur. Mil, turboşarj sisteminin en önemli bileşenlerinden biridir ve yüksek hızda çalışır. Mil titreşimleri doğal bir olgudur ve çevredeki yapıya doğru hareket ederek turboşarj sisteminin kararlılığını ve güvenilirliğini etkiler. Sistemin titreşimini etkileyen parametreler arasında uygun mil malzemesi özelliğinin seçimi kritik bir parametredir. Bu çalışma, AISI 4140 alaşımlı çelikten imal edilen mil için her biri sırasıyla 2, 4 ve 6 µm kalınlığa sahip Alüminyum Krom Nitrür (AlCrN), Titanyum Nitrür (TiN) ve Alüminyum Titanyum Nitrür (AlTiN) dahil olmak üzere farklı türdeki kaplama malzemeleri kullanılarak mil titreşiminin azaltılmasının mümkün olup olmadığını araştırmaya odaklanmaktadır. Kaplamalı ve kaplamasız turboşarj milinin rezonans frekansları, sönümleme ve mod şekilleri gibi doğal titreşim özellikleri, turboşarj milinin önceden tanımlanmış bir matematiksel modeli kullanılarak verilerin eğriye uydurulmasıyla ilgili olan Frekans Tepki Fonksiyonu ölçümleri yoluyla Deneysel Modal Analiz yapılarak elde edildi. Sonuçlar Sonlu Elemanlar Yöntemi ile sayısal olarak doğrulandı. Genel sonuçlardan, AlCrN, TiN, AlTiN kaplama kalınlıklarının rezonans frekansları üzerinde küçük bir etkiye sahip olduğu, ancak iyi bir sönümleme etkisi olduğu gözlemlendi. Turboşarj milinin rezonans frekanslarındaki rezonans tepkisi, özellikle sırasıyla 6 ve 4 µm kalınlığa sahip AlCrN ve AlTiN kaplama ile önemli ölçüde bastırıldığı gözlemlendi. Ayrıca AISI 4140 mil malzemesi özelliklerinde 70 adet numune hazırlanarak 2, 4 ve 6 µm kalınlığa sahip AlCrN, TiN ve AlTiN kaplamaların mekanik ve tribolojik özellikleri incelendi. Kaplama yüzeyi, numune kesitinden kaplama kalınlığı ve aşınmış yüzeyler taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile analiz edildi. X-Işını difraksiyonu ile PVD kaplamaların faz yapıları analizi edildi ve kaplamaların kristal boyutu ve kafes bozulması hesaplandı. Kaplamalara mikro sertlik testleri yapıldı. Tribolojik ölçümler için yağlı ve yağsız ortamlarda pi-on-disk testleri yapıldı. Test sonuçlarına göre; kaplamaların aşınma oranı ve sürtünme katsayısında azalmaya neden olduğu görüldü. Yağlı ortamda 2 µm, yağsız ortamda 4 µm kalınlığa sahip sırasıyla TiN ve AlCrN kaplamaların en düşük sürtünme katsayısına sahip olduğu görüldü. Maksimum sertliğe ve güçlendirme içeriğine sahip 6 µm kalınlığındaki TİN kaplamanın en düşük aşınma iz genişliği gösterdiği görüldü.Öğe Bor bileşikleri ile modifiye edilmiş yeni nesil tutkallardan üretilen MDF'lerin performans özellikleri(Düzce Üniversitesi, 2024) Arslan, Recai; Tozluoğlu, AyhanAhşap esaslı levhalar, günlük yaşantımızın birçok alanında yer bulan ve üretim faaliyetleri oldukça fazla olan malzemelerdir. Bu malzemeler sağlığa zararlı olan formaldehit gazını yaymaları, rutubet alımı sonucu boyutlarında meydana gelen değişimler ve yangın tehlikesi gibi çeşitli olumsuzluklar gösterebilmektedir. Bu olumsuzlukları minimize etmek için levha ve tutkal üretimlerinde yeni üretim teknolojileri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, bor modifiyeli yeni nesil hibrit üre-formaldehit tutkalları kullanarak MDF (orta yoğunluklu lif levha) levhaların fiziksel ve mekanik özelliklerini olumsuz etkilemeden formaldehit emisyonunda düşüş ve yanma direncinde artış sağlamaktır. Bu kapsamda borik asit ve boraks bileşikleri üre-formaldehit tutkal üretiminde kullanılmıştır. Bor bileşikleri tutkalda hem fiziksel modifikasyon hem de kimyasal modifikasyon yöntemi ile kullanılmıştır. Çalışma kapsamında üretilen üre-formaldehit tutkalların katı madde, pH, yoğunluk, akma süresi, jelleşme süresi ve serbest formaldehit miktarı belirlenmiştir. Bor bileşikleri ile kimyasal modifikasyon sonucu üretilen üre-formaldehit tutkallarda TGA (Termogravimetrik Analiz), ATR-FTIR (Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi), Raman ve katı C13-NMR (Nükleer Manyetik Rezonans) analizleri gerçekleştirilmiştir. Üretilen tutkallardan 40 x 40 x 1,4 cm ölçülerinde MDF levhalar üretilmiştir. MDF levhaların fiziksel (rutubet miktarı, kalınlığa şişme miktarı, su alma miktarı ve yoğunluk), mekanik (yüzeye dik yönde çekme, eğilme direnci ve elastikiyet modülü) ve diğer (aleve doğrudan maruz kalındığında tutuşabilirlik ve formaldehit emisyonu) özellikleri belirlenmiştir. Bu özelliklerdeki tüm sonuçlar kontrol levhasına göre kıyaslamaya tabi tutularak, % değişim oranları belirlenmiştir. Bor bileşiklerinin üre-formaldehit tutkal yapısına katılması analitik ölçümler sonucu ortaya konulmuştur. Bor bileşikleri tutkalın jelleşme sürelerini artırırken serbest formaldehit miktarlarını düşürmüştür. Bor bileşiklerinin kimyasal modifikasyon ile kullanımının MDF levhaların fiziksel özellikleri üzerindeki etkisinin minimum olduğu gözlemlenmiştir. Buna karşın levhaların mekanik özelliklerinde olumsuz bir etki görülmemiş, formaldehit emisyonunda düşüş ve yanma direncinde artış sağlanmıştır. Hem fiziksel hem de kimyasal modifikasyon işleminde boraks bileşiğinin sonuçlar açısından ön planda olduğu tespit edilmiştir. Bor bileşiklerinin üre-formaldehit tutkalda kullanımı açısından kimyasal modifikasyon işleminin daha etkili olduğu tespit edilmiştir.Öğe İklim değişikliği ve düzenleyici ekosistem hizmetleri ilişkisi: Düzce kenti örneği(Düzce Üniversitesi, 2024) Başaran, Nermin; Eroğlu, EnginSanayi Devrimi ile birlikte artan antropoje nik etkiler, iklim değişimi sürecini hızlandırmıştır. Bu durum, iklim sisteminde yeryüzünün ısınması, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi ve aşırı hava olaylarının şiddet ve sıklığının artması gibi çeşitli değişimlere yol açmıştır. İklim değişikliğinin etkileri, her bölgeyi farklı şekillerde etkilemekte ve bu da yere özgü uyum çalışmalarının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, Düzce ilinin iklim değişikliğine karşı direncini artıracak ve değişen çevresel koşullara uyum sağlayacak bir çerçeve geliştirmektir.Bu amaçla yapılan çalışmanın birinci aşamasında, geleceğe yönelik iklim projeksiyonları oluşturulmuş ve iklim hassasiyeti haritaları çıkarılmıştır. İkinci aşamada, bölgenin topografik çeşitliliği ve net birincil üretim haritaları oluşturulmuştur. Üçüncü aşamada, ekosistem düzenleme hizmetlerine ilişkin nitel ve nicel değerlendirmeler yapılarak, birey, yeşil altyapı bileşeni ve arazi örtüsü düzeyinde ekosistem hizmetleri hesaplanmıştır. Son aşamada ise tüm veriler bir araya getirilerek, birey düzeyinden arazi örtüsü düzeyine kadar uzanan öneriler geliştirilmiştir.Elde edilen bulgular, Düzce'de 2100 yılına kadar SSPs 5-8.5 senaryosuna göre 6-7°C'lik bir sıcaklık artışı ve yağışlarda %10-17 oranında bir azalış beklenmektedir. Ayrıca, ekstrem hava olaylarının artışı, Düzce ovası ve çevresinde kırılganlığı artıracaktır. Aynı bölgede, ekosistem düzenleme hizmetlerinin kapasitesi diğer bölgelere göre daha düşük seviyede bulunmuştur. İlçede en yüksek ekosistem hizmeti kapasitesine ormanlar sahipken, kentsel çekirdekte mezarlıklar düzenleme hizmeti kapasitesi en yüksek yeşil alanlardır. Bitki popülasyonları düzeyinde ise Fagus orientalis Lipsky. en yüksek katkıyı sağlayan tür olarak öne çıkmıştır. Sonuç olarak, iklim hassasiyeti yüksek alanlarda arazi değişimi, yeşil altyapı bileşenlerinin planlanması ve bitki tür seçimi, iklim değişikliği etkilerinin azaltılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Efteni Gölü ve Merkez ilçesini içine alan Düzce büyük ova sınırları içerisindeki ekolojik restorasyon çalışmaları, 1/25.000 planlama kararlarından 1/1000 uygulama projelerine kadar ekosistem temelli uyum stratejilerini içermeli ve peyzaj bilgi sistemi oluşturulmalıdır.Öğe Hidrojenle zenginleştirilmiş biyodizel-dizel yakıt karışımı ile beslenen bir motorda yanma, performans, emisyon ve titreşim karakteristiklerinin incelenmesi(Düzce Üniversitesi, 2024) Alçelik, Necdet; Sarıdemir, SuatKarbon ayak izi, bireyler, kurumlar ve ülkeler tarafından atmosfere salınan toplam sera gazı miktarını gösterir. Fosil yakıtların yaygın kullanımı karbon ayak izini artıran büyük bir etkendir. Bu nedenle enerji üretimi ve tüketiminde sürdürülebilir alternatiflere yönelmek, fosil yakıtların tükenmesini önleme çabalarının yanı sıra iklim değişikliği ile mücadelede de etkili bir adımdır. Bu bakımdan biyodizeller fosil yakıtların tükenmesine karşı bir çözüm sunsa da bu avantajla birlikte üretim süreçleri ve kullanımının çevresel sürdürülebilirlik üzerindeki etkileri de göz önünde bulundurulmalıdır. Birçok bilimsel çalışma biyodizel yakıt ile motor performansının standartların altında kaldığını göstermiştir. Yukarıda bahsedilen olumsuz durumların üstesinden gelmek için silindirde enerji taşıyıcısı olarak hidrojenin kullanılabilirliği son zamanlarda alternatif yakıt araştırmacıları için popüler bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmada, dizel-biyodizel-hidrojen yakıtları belirli oranlarda karıştırılarak test yakıtları elde edilmiştir. Elde edilen yakıtların 3 silindirli, su soğutmalı ve ön yanma odalı dizel bir motorda yanmaya, performansa, emisyonlara ve titreşime olan etkilerini incelemek amacı ile deneyler yapılmıştır. Deneyler sabit 2200 d/d sabit motor devrinde ve farklı farklı yükler (15, 30, 45 ve 60 Nm) altında gerçekleştirilmiştir. Öncelikle referans verileri elde etmek için geleneksel dizel yakıtı (D) kullanılmış, ardından atık yemek yağlarından üretilen biyodizel, hacimce %20 oranında geleneksel dizel yakıt ile karıştırılmasıyla elde edilen B20 yakıtı kullanılmıştır. Kalan 4 yakıt ise B20 yakıtına ek olarak emme manifoldundan farklı akış debilerde (10, 20, 30 ve 40 L/dak) hidrojen gazı verilerek elde edilen test yakıtlarıdır. Bu yakıtlar sırasıyla B20+10 Lpm H2, B20+20 Lpm H2, B20+30 Lpm H2 ve B20+40 Lpm H2 olarak adlandırılmıştır. Sonuç olarak, B20 yakıtının özgül yakıt tüketimi değeri dizel yakıta kıyasla %8,78 oranında artmış ve ardından hidrojen ilavesi özgül yakıt tüketimi değerini B20+10 Lpm H2, B20+20 Lpm H2, B20+30 Lpm H2 ve B20+40 Lpm H2 için sırasıyla %8,8, %13,02, %17,16 ve %22,12 oranında düşürmüştür. Hidrojen zenginleştirmenin ayrıca termik verim üzerinde olumlu bir etkisi olmuştur. Termik verim, dizele kıyasla B20 yakıtında %6,14 oranında düşmesine rağmen, B20+10 Lpm H2, B20+20 Lpm H2, B20+30 Lpm H2 ve B20+40 Lpm H2 yakıtlarında sırasıyla %4,51, %5,05, %5,62 ve %7,12 oranında artmıştır. B20 yakıtına 10, 20, 30 ve 40 Lpm H2 eklenmesi NOx emisyonlarını sırasıyla %31,25, %33,08, %38,87 ve %41,46 oranında azaltırken, CO emisyonlarını da sırasıyla %17,47, %30,73, %51,8 ve %59,04 oranında azaltmıştır. Ortalama titreşim değerleri (at) tüm motor yüklerinde D yakıtına kıyasla B20 yakıtı ile %0.55 oranında azalmış ve B20 yakıtına kıyasla B20+10 Lpm H2, B20+20 Lpm H2, B20+30 Lpm H2, B20+40 Lpm H2 yakıtları sırasıyla ortalama %2,34, %4,07, %6,38 ve %22,84 oranında artmıştır.Öğe Antivirüs seçimi için bulanık analitik hiyerarşi süreci tekniği ve bir uygulama(Düzce Üniversitesi, 2024) Söylemez, Hasan; Cihan, Ahmetİnsanların yaşamlarının kolaylaşmasında önemli bir yere sahip olan bilgi teknolojileri, internet kullanımına duyulan ihtiyacı arttırmıştır. İnternet ile bu teknolojiler zaman, maliyet, işgücü gibi farklı alanlarda kolaylıklar sağlamıştır. Endüstri 3.0 ile başlayan teknoloji süreci, Endüstri 4.0 ile akıllı teknolojilere zemin hazırlamıştır. Nesnelerin İnterneti ile milyarlarca cihazın uyum içerisinde çalışması mümkün hale gelmiştir. İnternet kullanıcılarının sayısındaki artış, internet kullanımından kaynaklanan güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. Akıllı teknolojiler ile sürekli yenilenen ve döngü halinde tekrarlanan güvenlik sorunları, dikkat çekici bir boyuta ulaşmıştır. Gerçekleşen sorunlar nedeniyle ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti ve diğer devletler de önlemlerini almıştır. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu gibi ülkemiz devlet kurumlarının ya da küresel ölçekte yer alan Birleşmiş Milletler, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü gibi uluslararası kuruluşların da yaşanan teknoloji süreci içerisinde, siber güvenliği azami düzeyde önemsediği görülmektedir. Bilgisayar kullanan kişi sayısının, küresel ölçekte artması nedeni ile hem sistem yöneticileri hem de kişisel kullanıcılar için antivirüs yazılımlarına duyulan ihtiyaç da her geçen gün artış göstermektedir. Günümüzde virüslerin, cihazlara zarar veren etkilerinin önlenmesinde antivirüs yazılımlarından yararlanılmaktadır. Antivirüs yazılımları kendi aralarında farklılık gösterdiğinden dolayı antivirüs yazılımı seçim problemi ortaya çıkmıştır. Bu tez çalışmasında, bilgisayar kullanıcıları tarafından çok tercih edilen 5 farklı antivirüs yazılımı belirlenen kriterlere göre karşılaştırılmıştır. Kriterlerin belirlenmesinde ve karşılaştırılmasında 3 kişilik uzman bir ekipten alınan görüşlere başvurulmuştur. Ele alınan antivirüs yazılımı seçim problemi için Bulanık Analitik Hiyerarşi Süreci yönteminin, Mertebe Analiz Tekniği yaklaşımı kullanılarak uygun antivirüs yazılımı seçilmesine çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Antivirüs Seçimi, Bulanık Analitik Hiyerarşi Süreci Yöntemi, Mertebe Analiz Tekniği, Siber GüvenlikÖğe Otonom araçlar için metasezgisel algoritmalar kullanarak olumsuz hava koşullarında yolo nesne algılama performansının iyileştirilmesi(Düzce Üniversitesi, 2024) Özcan, İbrahim; Altun, Yusuf; Parlak, CevahirOtonom sürüşlerde en büyük problemlerden biri nesnenin doğru ve hızlı bir şekilde algılanamamasıdır. Özellikle olumsuz hava koşullarında (OHK) nesne algılama önemli bir problem olmaktadır. Sisli, kar fırtınalı, sağanak yağışlı, kum fırtınalı gibi hava durumları nesne algılama algoritmalarının performansını düşürmektedir. Genel olarak nesne algılama algoritmaları çift aşamalı ve tek aşamalı olmak üzere iki kategoriye ayrılır. Çift aşamalı yaklaşım potansiyel nesne bölgeleri önerir ve bu bölgelerde nesne algılama işlemi gerçekleştirilir. Tek aşamalı yaklaşım da görüntünün tüm piksellerinin tek bir seferde işlenmesi ve analiz edilmesiyle nesne algılama işlemi gerçekleştirilir. Tek aşamalı yaklaşımda nesne tespitinde, hız ön plana çıkarken, çift aşamalı yaklaşımda ise daha yüksek doğruluk ön plana çıkmaktadır. Bununla birlikte tek aşamalı yaklaşıma sahip nesne algılama algoritmalarından YOLO (You Look Only Once) ve sonra çıkan sürümleri, nesneyi doğru algılama konusunda çift aşamalı algoritmalardan daha iyi olduğu durumlar da olmaktadır. Bu tez çalışması, bir Derin Öğrenme (DÖ) algoritması olan YOLO sürüm 5, 7 ve 9'u kullanan otonom araçlar için OHK'de nesne algılamanın iyileştirilmesine odaklanmıştır. DÖ'nün başarısı, YOLO'nun bu üç versiyonunun optimizasyon ve eğitim için kullanılan hiperparametrelerinin etkili bir şekilde ayarlanmasına bağlıdır. Hiperparametrelerin optimizasyonu, genellikle manuel olarak uygulandığı için, YOLO için açık bir araştırma konusudur. Bu tez çalışmasında, YOLOv5, YOLOv7 ve YOLOv9 hiperparametrelerini optimize etmek için Gri Kurt Optimizasyon (GKO), Yapay Tavşan Optimizasyon (YTO) ve Şempanze Lider Seçim Optimizasyonu (ŞLSO) meta-sezgisel algoritmaları ayrı ayrı uygulandı. Çalışma, OHK'de DAWN (Vehicle Detection in Adverse Weather Nature) veri kümesini ve RTTS (Real-Time Transportation System) veri kümesini kullanarak optimize edilmiş hiperparametrelerin OHK'de nesne algılama üzerindeki etkisine odaklanmıştır. Sonuçlar, GKO, YTO ve ŞLSO'ya sahip en yeni YOLO modellerinin, özellikle farklı zorluklardaki hava koşullarını ve yalnızca yola ait verileri içeren DAWN veri setinde, nesne tespitini önemli ölçüde iyileştirdiğini göstermiştir. YOLO modellerinin OHK için nesne algılama konusundaki genel performansı sırasıyla YOLOv7 + YTO ile %6,146, YOLOv7 + ŞLSO ile %6,277 ve YOLOv9 + GKO ile %6,764 artmıştır.












