Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 878
  • Öğe
    Yahya b. Maîn ile Ahmed b. Hanbel'in Râviler hakkındaki görüş farklılıkları
    (Marmara Üniversitesi, 2019) Özbek, Muhammed Sadık
    Rical kitaplarında zaman zaman Yahya b. Maîn ile Ahmed b. Hanbel'in râviler hakkında ihtilaflı görüşler ortaya koyduklarına rastlanmaktadır. Aynı dönemde yaşayan ve yakın arkadaşlıkları bulunan iki münekkidin cerh-ta?dîlin önemli isimleri arasında yer alması da söz konusu ihtilafları ilgi çekici hale getirmektedir. Çalışmada İbn Maîn ile İbn Hanbel'in yaşadıkları dönem incelenmiş, biyografileri ise klasik uygulamanın aksine karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Münekkidlerin râvilerle ilgili günümüze ulaşan tüm değerlendirmelerinin incelendiği çalışmada 2.245 ortak râvi tespit edilmiştir. İlgili râvilerin %95'lik dilimine tekâbül eden 2.122 kişide münekkidlerin benzer görüşlerde oldukları görülürken, %4'lük bölümü teşkil eden 86 râvide farklı kanaatlere sahip oldukları belirlenmiştir. Söz konusu râvilerin 21'inin adalet, 61'inin de zabta yönelik kusurları sebebiyle ihtilafa konu oldukları anlaşılmış, 4 râvide ise münekkidlerin teâruz etme gerekçesi tespit edilememiştir. Araştırmanın, münekkid tipolojilerinin belirlenmesine ve cerh-ta?dîlde gözetilen kuralların tespitine katkı sağlaması da hedeflenmektedir.
  • Öğe
    Zayıf Hadisleri Şerh Metodu
    (Marmara Üniversitesi, 2025) Özbek, Muhammed Sadık
    Bu çalışma, hadis şerh literatüründe zayıf rivayetlere yönelik yaklaşımları tespit etmeyi ve şârihlerin bu tür rivayetler karşısında sergiledikleri tutumları sistematik biçimde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel problemi, "Şârihler, zayıf hadisleri şerh ederken nasıl bir metot izler ve hangi tutumları ortaya koyarlar?" sorusu etrafında şekillenmiştir. Zayıf hadislerin mevzû rivayetlerle eşdeğer görülerek tamamen reddedilmesi ve şerh literatürünün yöntemsel eksikliklerine dair çeşitli eleştirilerin bulunması, bu konuda sistematik bir tarama ve analiz ihtiyacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda araştırmada Sünen-i Erbaa ile derleme eserlerden Begavî'nin Mesâbîh'i ve Tebrîzî'nin Mişkât'ında musannifler tarafından tenkid edildiği tespit edilen 1716 rivayet, on farklı şerh üzerinden incelenmiştir. Bu çerçevede, şârihlerin zayıf hadislere yönelik yaklaşımlarının; musannifin eleştirilerini destekleme, eleştirilere itiraz etme veya hadisin sıhhatine dair herhangi bir kanaat belirtmeme olduğu belirlenmiştir. Şârihlerin, musannif eleştirilerini destekleme gerekçelerinin şahsi kanaat belirtme, ek gerekçeler sunma ve örtük destek şekillerinde olduğu görülmektedir. Musannifin eleştirilerine itiraz ederek rivayetleri sahih kabul ederken ise râviyi tevsîk, mütâbaâtın bulunması, teâruz halindeki rivayetler arasını cem? ve te'lîf, nüsha farklılığı gerekçelerini kullanmaktadırlar. Elde edilen bulgular, hadis şerhlerinin durağan ya da yalnızca nakil merkezli metinler olmadığını; aksine eleştirel düşünceyi, metinsel çözümlemeyi ve ilmî tercihleri içeren dinamik yorum alanları olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmanın hem zayıf hadislerin hem de şerh literatüründeki yaklaşımların taşıdığı anlamı görünür kılması, böylece dinî ilimlerin sürekliliğine, kaynakların tutarlı biçimde anlaşılmasına ve ilmî mirasın günümüz araştırmalarına yön verecek şekilde yeniden değerlendirilmesine katkı sunması beklenmektedir.
  • Öğe
    Çocukluk tanıklığından yetişkinlik deneyimine: Örtük ebeveynden benliğe ve ilişkiye uzanan aktarım
    (Düzce Üniversitesi, 2025) Kelek, Şehide; Koç, Mustafa
    Aile, bireyin dünyaya adım attığı ilk andan itibaren benliğini ve ilişkisel örüntülerini şekillendiren birincil deneyim alanı olarak öne çıkmaktadır. Sağlıklı aileler ise sağlıklı evlilikler üzerine inşa olmaktadır; çünkü evlilik ilişkisi bir ailenin çekirdeğini oluşturur. Evlilik ilişkisi sadece çiftlerle ilişkili bir durum değil, çocuklara da yansıyan bir olgudur. Ebeveynler arası ilişkinin, çocuklukta başlayan ve yetişkinliğe uzanan kalıcı etkiler bıraktığı ve nesiller arası aktarım yoluyla çocukların ilerideki kendi evlilik ilişkilerine yansıdığı bilinmektedir. Ancak bu ilişkinin çocukların iç dünyasında nasıl deneyimlendiğini ve anlamlandırıldığını, ardından kendi benliklerine ve ilişkilerine nasıl yansıdığını, ayrıca bu aktarım sürecine ait gömülü dinamikleri ve sürecin nasıl işlediğini açıklamaya yönelik kavramsal ve kuramsal düzeyde bir boşluk bulunmaktadır. Söz konusu boşluktan hareketle, bu araştırma çocuklukta ebeveynler arası ilişkiye tanıklığın bireyler tarafından hangi bağlamsal koşullarda nasıl anlamlandırıldığını, hangi duygulanımsal ve etkileşimsel işlemlemeler yoluyla içsel ve ilişkisel örüntülere dönüştüğünü ve yetişkinlikte özellikle evlilik ilişkisi bağlamında nasıl yeniden üretildiğini açıklayan özgün bir süreç modeli geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, katılımcı deneyimlerinden elde edilen kavramsal kategoriler temel alınarak yeni bir kuramsal model geliştirebilmek için nitel araştırma desenlerinden gömülü teori benimsenmiştir. Araştırmanın katılımcıları, ölçüt ve kuramsal örnekleme yöntemleriyle belirlenen 8 kadın ve 5 erkek olmak üzere toplam 13 kişiden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış; her katılımcıyla 2-6 oturum arasında, 1 saat 53 dakika ile 6 saat 12 dakika süren derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Kuramsal doygunluk sağlanıncaya dek sürdürülen veri toplama ve analiz süreci, gömülü teorinin sürekli karşılaştırmalı analiz ilkesi doğrultusunda eşzamanlı yürütülmüştür. Tüm veriler MAXQDA-20’ye aktarılmış; açık, eksen ve seçici kodlama aşamalarıyla kavramsallaştırılmış, ilişkiler kurulmuş ve çekirdek kategori belirlenerek diyagram aracılığıyla süreç modeli görselleştirilmiştir. Bulgular, örtük ebeveynden benliğe ve ilişkiye uzanan aktarım olarak tanımlanan çekirdek kategori etrafında şekillenmiş ve aktarım dinamiklerini açıklayan bir süreç modeli ortaya koymuştur. Analiz sonucunda, kendi içlerinde çeşitli kategoriler barındıran on ana temaya ulaşılmıştır. Araştırma bulguları, ebeveynler arası ilişkinin aile çatısı altında çocuklar için örtük bir ebeveyn işlevi üstlendiğini ve bu örtük ebeveynin çocukların benlik örgütlenmeleri ile ilişkisel örüntülerini nasıl şekillendirdiğini ortaya koymuştur. Çocuklar, anne ve babalarının ebeveynlik ve eşlik rollerini birbirinden net bir şekilde ayrıştırabilmekte; ayrıca ebeveynleri arasındaki ilişkisel dinamiğe bağlı olarak nasıl bir eş olduklarına dair eş ebeveyn temsilleri geliştirmektedir. Bu temsillerin yalnızca bilişsel tanımlamalardan ibaret olmadığı, onlara eşlik eden duygulanımlar, karşılanmamış ihtiyaçlar, korku ve kaygılar ile bu psikolojik dinamiklerden beslenen çıkarımlarla birlikte yapılandığı görülmüştür. Ayrıca katılımcıların eş anne ve eş baba temsillerini, bu temsillere eşlik eden psikolojik dinamiklerle birlikte içselleştirerek benlik temsillerine dönüştürdükleri bulunmuştur. Analizler sonucunda benlik temsillerine dönüşen dört tür eş ebeveyn temsili belirlenmiştir. Bunlar; içselleştirilmiş eş anne, içselleştirilmiş eş baba, karşıt eş anne ve karşıt eş baba temsilleridir. Bu temsillerin katılımcıların o anki yaşam deneyimlerine, içsel süreçlerine ve kişilerarası ilişkilerine bağlı olarak farklı zamanlarda farklı biçimlerde açığa çıktığı gözlemlenmiştir. Tüm bu temsillerin katılımcıların benlik örgütlenmelerine dâhil olduğu ve birbirinden bağımsız yapılardan ziyade dinamik bir etkileşim ve çatışma içinde işlev gördüğü fark edilmiştir. Bu dinamik örgütlenmenin, katılımcıların özellikle kendi evlilik ilişkilerinde sergiledikleri eş rolleri ve eşlerine dair algıları üzerinden dışa vurulduğu belirlenmiştir. Bu bulgulara ek olarak, ebeveynler arası ilişkiden bireyin kendi ilişkisine uzanan aktarım sürecindeki ortak bir işleyişin yanı sıra kişilere özgü belirli faktörlerin de farklı bağlamlarda devreye girerek sürecin seyrini etkilediği ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde ayrıntılı bir şekilde tartışılmış ve araştırmacılar, uygulayıcılar ve politika yapıcılara yönelik öneriler sunulmuştur. Böylelikle bu çalışma, araştırma-uygulama-politika üçgeninde bütüncül bir katkı sunmayı hedeflemektedir.
  • Öğe
    Titanyum dioksit ikameli yarı saydam çimento harçlarının özellikleri
    (Düzce Üniversitesi, 2025) Özcan, Tuğçe; Sallı Bideci, Özlem
    Yarı saydam beton, ışık geçirgenliğini sağlamak amacıyla, özel olarak yerleştirilen optik lifler ile güçlendirilmiş, geleneksel betonun opak doğasını kırarak ışığın belirli bir oranda yapı elemanları boyunca iletilmesine olanak sağlayan özel bir beton türüdür. TiO2 ise havayı ve betonu temizleyen, yüksek fotokatalitik aktiviteye sahip, zayıf güneş ışığı altında etkili iyi bir fotokatalizördür. Bu çalışmada, %3 oranında TiO2 çimento ikamesi ile yüzey hacminin %0 (Referans), %9, %20 ve %36 oranlarında optik fiber ilaveleri kullanılarak yarı saydam çimento harç numuneleri üretilmiştir. Üretilen numuneler üzerinde taze harç deneylerinden; kıvam tayini deneyi, priz süresi tayini ve yayılma tablası deneyi ile sertleşmiş harç deneylerinden; kuru birim ağırlık deneyi, su emme deneyi, basınç dayanımı deneyi, ışık geçirgenliği deneyi ve kendi kendini temizleme deneyi (Rhodamine-B deneyi) ile birlikte SEM (scanning electron microscope) – EDS analizleri yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda; referans numune ile karşılaştırıldığında yüzey hacimce %9, %20, %36 oranlarında optik fiber ve %3 oranında TiO2 ikameli çimento harç numunelerinde basınç dayanımının %12.99-%23.05 oranlarında arttığı tespit edilmiştir. Optik fiber ilavesinin numunelerde 3.14lux-32.04lux aralığında ışık geçirimi ve %3 oranında TiO2 ikamesinin kendi kendini temizleme özelliği sağladığı belirlenmiştir. Elde dilen sonuçlar, yüzey hacimce %20 optik fiber ve %3 oranında TiO2 ikameli çimento harç numunelerinin optimum performansı sağladığını göstermiştir. Bu özellikler yapılarda ışık geçirimi sağlayan, çevre dostu çimento harç karışımlarının geliştirilmesi konusunda önemli bir potansiyel sunmaktadır.
  • Öğe
    Haldun Taner'in tiyatroları üzerine bir inceleme
    (Düzce Üniversitesi, 2024) Karakaya, Mine; Kumsar, İsmail Alper
    Edebî Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde yapılan çalışmalara bakıldığında büyük çoğunluğunun şiir, hikâye ve roman türünde ele alınıp işlendiği görülmektedir. Edebi türler içerisinde tiyatro üzerine yapılan araştırma ve çalışmalar diğer akademik çalışmalara kıyasla oldukça azdır. Bunun sebebi muhtemelen tiyatronun daha ziyade bir sahne sanatı olarak görülmesinden ve tiyatro metninin incelenmesine dair belirgin bir sistemin öne çıkmamasından kaynaklanmaktadır. Oysa tiyatro eserleri seyirciye sahne üzerinden aktarılsa da bu eserlerin her biri edebî metindir. Ayrıca tiyatro eserlerinin edebi açıdan araştırılıp, incelenmesi sahne sanatının önemli hususlarından biri olan "metin" boyutuna ve tiyatro tarihinin gelişimine fayda sağlayacaktır. Haldun Taner hakkında yapılan lisansüstü çalışmalarının büyük bir kısmında yazarın hikâyeciliğine odaklanılmıştır. Oysa Taner'in, piyes yazarlığı da hikâyeciliğinden aşağı değildir. Üstelik Türk tiyatrosunun dünyaya tanıtılmasında da önemli bir rolü olmuştur. Bu çalışmada bir bütün olarak Haldun Taner'in tiyatroları değerlendirilecektir. Temelde iki bölümden oluşan tezin ilk bölümünde Haldun Taner'in hayatı, düşünce dünyası ve tiyatro anlayışı, ikinci bölümünde ise tiyatro oyunları ele alınmıştır. Tiyatro oyunları; Öz ve Biçim, Dekor, Zaman, Oyun Kişileri, Olay Dizisi, Konuşma Örgüsünde başlıklı altı alt bölüm halinde değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Bu çalışma ile Haldun Taner'in Türk piyes yazımındaki yeri, Türk piyes yazımına katkısı ve etkileri belirlenmeye çalışılmıştır.
  • Öğe
    Enerji santrallerinde demineralizasyon-su/buhar döngülerinde silikat iyonunun bacillus subtilis bakterisi ile şartlandırılması [Tez]
    (Düzce Üniversitesi, 2025) Bozkurt, Deniz; Durmuş, Sefa
    Enerji santrallerinde, su-buhar çevrimlerinde demineralize su kullanılmaktadır. Demineralize su; ultrafiltrasyon, ters ozmoz, katyon-anyon (iyon eşanjör) reçine kolonları veya elektro de-iyonizasyon teknikleriyle arıtılarak üretilmektedir. Bu teknikleri kullanırken işletme maliyetlerini azaltarak kullanılan tekniğin ömrünü artırmak için sudaki safsızlıklar giderilerek sistem beslenmektedir. Silis olarak da bilinen silikon dioksit, kimyasal formülü SiO 2 olan bir silisyum oksididir. Buhar/su devresinde bulunan birçok kirleticiden biri olan silis, buhar içinde yüksek çözünürlüğe sahip olması sebebiyle önemlidir. Yüksek basınç ve sıcaklıklarda çalışan kazan sularında bulunan silisin %50'si ayrışmış durumdadır. İyonun fazlalığı yüksek basınç ve yüksek sıcaklıkta çözünmesi durumunda artan konsantrasyon ile kazan sistemlerinde dibe çöker ve kışır oluşmaya başlar. Silikanın diğer safsızlıklardan farkı camın ham maddesi olması sebebiyle çöktüğü sistemde amorf bir yapı oluşturmaktadır. Amorf yapıyı sisteme zarar vermeden temizlemek zor hatta imkansızdır. Ancak son zamanlarda gelişen teknolojilerle birçok şartlandırma yöntemi geliştirilmektedir. Bu çalışmada, gram pozitif bakteri türü olan toprakta yaygın olarak bulunan patojen olmayan, çubuksu yapıya sahip sporlaşabilen bir bakteri türü olan Bacillus subtilis ile şartlandırma yapılarak saf su üretimi esnasında en çok sorun teşkil eden SiO 2 minerali safsızlığı üzerindeki etkisi araştırılıp incelenmiştir. Bu sebeple su şartlandırması için bahsedilen ön işlemler tamamlandıktan sonra fotometrik, gravimetrik ve enstrümental silis tayinini gerçekleştirmek üzere UV spektrofotometrede ve yaş metot analizleri yapılarak çalışma tamamlanmıştır.
  • Öğe
    Os hyoideum'un bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden antropometrik ölçümleri ile makine öğrenme algoritmaları kullanılarak cinsiyet tahmini
    (Düzce Üniversitesi, 2025) Verdi, Yaşam; Malkoç, İsmail
    Cinsiyet belirleme, adli tıbbın çok önemli konularından biridir. Cinsiyet tahmininde sıkça kullanılan cranium ve pelvis en dimorfik kemik oluşumları olarak öne çıkmakta olup, bu yapıların korunamadığı durumlarda dimorfik özellikler taşıyan farklı iskelet yapılarından faydalanılmaktadır. Bu bağlamda, os hyoideum'un Bilgisayarlı Tomografi (CT) görüntülerinden elde edilen on adet ölçümle cinsiyet tahmini için veriler oluşturuldu. Elde edilen ölçümlerin tamamı, cinsiyetler arasında anlamlı farklılıklar içermektedir (P<0,001). Öncelikle bu on ölçüme dayalı olarak altı farklı ikili lojistik regresyon (LR) hipotezi kurulmuş ve bu hipotezlere göre etkin ölçüm parametreleri belirlenmiştir. Belirlenen etkin parametrelerle, dört ayrı makine öğrenme modeli geliştirilmiştir. Makine öğrenmesi algoritmalarının tahminlerinin doğruluk skoru, LR modeli ile karşılaştırılarak en etkin algoritma tespit edilmiştir. Tüm makine öğrenimi modeli algoritmalarının sonuçları test veri seti bazında değerlendirildiğinde, en yüksek doğruluk skorları %91 ile %93,4 arasında yer almakta; ikili LR modeli ise %90,8 ile %93,1 aralığında doğruluk skorlarına sahip olup, bu sonuçları geçmektedir. Makine öğrenme modellerinin performansları incelendiğinde, os hyoideum üzerinden elde edilen 'Corpus hyoideum eni (GE), Os hyoideum total uzunluk (TU), Os hyoideum total genişlik (TG), Sol cornu majus proksimal uç maksimum yüksekliği (LPCMY)' etkin ölçüm parametreleri kullanılarak K-En Yakın Komşu modeli (KNN) ile test veri seti bazında %93,4 doğruluk skoru ile cinsiyeti tahmin etme becerisinin en yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, os hyoideum'un cinsiyet belirlemede popülasyonlar arası benzer doğruluk seviyeleri gösterdiğini ve dolayısıyla evrensel bir biyometrik özellik taşıdığını ortaya koymaktadır. Makine öğrenmesi algoritmalarının cinsiyet tahmini çalışmalarında daha kapsamlı bir şekilde kullanılması gerektiği vurgulanmaktadır. Yapay zekâ temelli yaklaşımlar, geleneksel yöntemlere kıyasla daha yüksek doğruluk sonuçları sağlamakta, bu da cinsiyet tahmin süreçlerini hızlandırarak daha doğru sonuçlar elde edilmesini mümkün kılmaktadır. Ayrıca, bu çalışma, Türk popülasyonunda os hyoideum ile cinsiyet tahmininin yüksek doğrulukla gerçekleştirilebilir olduğunu ve bu durumun adli antropoloji alanındaki uygulamalara katkı sağlayacağını ortaya koymaktadır.
  • Öğe
    Düzce ili tarım topraklarında ağır metal kirliliğinin belirlenmesi
    (Düzce Üniversitesi, 2025) Sert, Cenk; Bozkurt, Zehra
    Düzce, Karadeniz Bölgesi'nin batı kısmında yer alan tarımsal faaliyetlerin yoğun olarak gerçekleştirildiği bir ildir. Bu çalışmada, Düzce ili kent merkezi ve ilçelerini temsil edecek şekilde seçilen 15 örnekleme noktasından tarım, 15 örnekleme noktasından ise tarım dışı alan toprağı numuneleri alınmıştır. Her bir örnekleme noktasında kompozit numuneler oluşturabilmek için, seçilen alanda zikzak bir desende belirli mesafelerde en az 5 noktadan, yerin 30 cm derinliğinde homojen bloklar şeklinde örnekler toplanmıştır. Çalışmada, toprak örneklerinin elementel analizleri indüktif eşleşmiş plazma optik emisyon spektroskopisi (ICP-OES) (Perkin Elmer AVİO 200) cihazı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlar incelendiğinde hem tarım topraklarında hem de tarım dışı alan topraklarında en yüksek aritmetik ortalamalara sahip olan elementlerin sırasıyla Si, Al, Fe, Ca ve K elementleri olduğu, en düşük aritmetik ortalamaya sahip elementlerin ise Cd, As, Mo, Pb ve Sn olduğu anlaşılmıştır. Bölgede tarım ve tarım dışı alan topraklarının kirlenme derecesinin anlaşılabilmesi için çalışmada elde edilen sonuçlar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliğinde belirtilen sınır değerleri ile karşılaştırılmıştır. Yapılan değerlendirmeler, sonuçların sınır değerlerden genellikle düşük olduğunu göstermiştir. Çalışmada metal kirliliği düzeylerinin anlaşılabilmesi amacı ile Zenginleşme Faktörü (EF), Jeobirikim İndeksi (lgeo), Kirlilik Faktörü (CF), Kirlilik Yük İndeksi (PLI) ve Potansiyel Ekolojik Risk Faktörü (ERI) ile Risk İndeksi (PERI) hesaplanmıştır. Kirlilik yükü parametreleri incelendiğinde yalnızca Mo, Cd, Sn, Sb elementleri için kirlenme tespit edilebilmiştir. Örneklenen toprakların kirletici kaynaklarının belirlenebilmesi için yapılan korelasyon ve temel bileşen analizi yöntemleri ile birlikte örnekleme bölgesi için hazırlanan dağılım haritaları incelendiğinde trafik, yanma, endüstri, tarımsal faaliyetler gibi kirletici kaynaklarının bölgedeki doğal toprak bileşimini etkilediği görülmüştür.
  • Öğe
    Video konferans uygulamalarında güvenlik duvarı ve sanal özel ağ (VPN) kullanımının farklı ağlarda performans analizi
    (Düzce Üniversitesi, 2024) Arpacı, Serdar; Şentürk, Arafat
    Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve internet kullanım maliyetlerinin düşmesi; e-devlet, e-ticaret, e-sağlık, e-öğrenme gibi uygulama alanlarıyla bu teknolojileri hayatımızın her alanının vazgeçilmez öğesi haline getirmiştir. Özellikle küresel Covid-19 salgın süreci; altyapısını video konferans teknolojisinin oluşturduğu e-öğrenme ve e-toplantı gibi uygulama alanlarında zorunlu gelişmelere neden olmuştur. Video konferans, aynı anda farklı yerlerde bulunan kişilerin, belirli uygulamalar ve internet bağlantısı kullanarak görüntülü ve sesli bir şekilde iletişim kurmalarını sağlar. Video konferans teknolojisinde; arama yapan ve aramayı cevaplayan kişiler arasında gerçek zamanlı, çift yönlü ve büyük boyutlu bir veri akışı olmaktadır. İnternet üzerinden sunulan uygulamaların hızla yaygınlaşmasına sebep olan teknolojideki gelişmeler, aynı zamanda internete bağlı cihaz sayısında ve internet üzerinden akan veri trafiğinde çok ciddi artışlara sebep olmaktadır. Bunun neticesi olarak, video konferans uygulamaları gibi internet üzerinden kullanılan uygulamaların güvenlik ihtiyaçları da artan güvenlik tehdidi riskleriyle orantılı olarak artmaktadır. Güvenlik duvarı ve sanal özel ağ kullanımı, internet üzerinden kullanılan uygulamalar için en temel güvenlik çözümlerindendir. Güvenlik duvarı, kurumsal bir ağ ile internet bulutu arasına konumlandırılarak ağa gelen ve giden trafiği tanımlı kurallara göre filtreleyen cihazdır. Bu yönüyle güvenlik duvarı, kurallara uyan ağ trafiğine izin veren, kurallara uymayan ağ trafiğini ise engelleyen bir rol üstlenir. Sanal özel ağ ise, kurumsal bir ağa, internet bulutu üzerinden noktadan noktaya güvenli bir bağlantı sağlar. Bu işlemi yaparken iki uç düğüm arasındaki veri iletişimini IP (İnternet Protokolü) tüneli adı verilen sanal bağlantılar kullanarak gerçekleştirir. Bu çalışmada, video konferans uygulamalarının farklı ağlarda güvenlik duvarı ve sanal özel ağ ile kullanımının uygulama performansına etkileri analiz edilmiştir. Bu etkilerin analizinin yapılması ağ protokollerinde, ağ bileşenlerinde ve video konferans uygulamalarında daha sonra yapılabilecek iyileştirmeler için yol gösterici olacaktır. Benzetim metodunun kullanıldığı bu çalışmada, OPNET benzetim aracı ile oluşturulan farklı senaryoların benzetimiyle elde edilen veriler karşılaştırılmalı olarak analiz edilmiştir.
  • Öğe
    Kolaylaştırıcı okul yapısı ile öğretmenlerin mesleki eşitlik algısı arasındaki ilişki
    (Düzce Üniversitesi, 2024) Trabzonluoğlu, Zeynep; Atmaca, Taner
    Bu araştırmanın amacı öğretmenlerin kolaylaştırıcı okul yapısı ile mesleki eşitlik algısı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın evrenini 2022-2023 yılları arasında Düzce ilinde görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi kolay örnekleme yolu ile belirlenmiş olup, araştırma çeşitli kademelerde görev yapan 300 öğretmenden alınan veriler analiz edilerek gerçekleştirilmiştir. Çalışmada nicel araştırma modellerinden biri olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma kapsamında veriler, Kolaylaştırıcı Okul Yapısı Ölçeği (KOYÖ), Mesleki Eşitlik Ölçeği (MEÖ) ve kişisel bilgi formu ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 25,0 programı kullanılmıştır. Elde edilen veriler normal dağılım varsayımlarını sağladığından, parametrik test grubu içinde yer alan bağımsız gruplar için t-testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon analizi ve regresyon testinden yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucuna göre cinsiyet değişkeninin kolaylaştırıcı okul yapısı ve mesleki eşitlik algısının hiçbir alt boyutta farklılaşmadığı görülmüştür. Eğitim düzeyi değişkenine göre, sadece mesleki eşitlik algısının ikinci alt boyutu olan "değerlendirme" alt boyutunda düşük düzeyde anlamlı farklılık söz konusudur. Sendikaya üye olma durumu incelendiğinde kolaylaştırıcı okul yapısının alt boyutlarının her ikisinde düşük düzeyde anlamlı bir fark tespit edilmiştir. Mesleki eşitlik algısının hiçbir alt boyutunda farklılığa rastlanmamıştır. Sendikaya üye olma durumu kolaylaştırıcı okul yapısı algısını etkilemektedir. Kadro türü değişkeni incelendiğinde, sadece mesleki eşitlik algısı ölçeğinin dördündü alt boyutu olan "branş" alt boyutunda düşük düzeyde anlamlı fark bulunmaktadır. Kolaylaştırıcı okul yapısı ve mesleki eşitlik algısının okul yapısı değişkeni ile arasındaki farkı gösteren ANOVA testi sonucuna göre mesleki eşitlik algısı arasında anlamlı farklılık olduğu görülmektedir. Mesleki kıdem değişkenine göre uzun yıllar meslekte görev yapan öğretmenlerin kolaylaştırıcı okul yapısı algısının daha yüksek tespit edilmiştir ve mesleki eşitlik algısının "iş birliği" alt boyutunda anlamlı farklılık görülmektedir. Araştırma sonucuna göre öğretmen sayısı az olan okullarda mesleki eşitlik algısı daha yüksek görülmektedir. Okul yöneticisinin yönetsel tutumuna göre farklılığı gösteren ANOVA sonuçları incelendiğinde, kolaylaştırıcı okul yapısı ve mesleki eşitlik algısı ölçeklerinin tüm alt boyutlarında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Okul müdürünün demokratik yönetim becerisi sergilemesi kolaylaştırıcı okul yapısı ve mesleki eşitlik algısında anlamlı farklılık meydana getirmektedir. Araştırmada yapılan Pearson Korelasyon Analizi sonucuna göre kolaylaştırıcı okul yapısı ile mesleki eşitlik algısının tüm alt boyutları arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ve orta düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir. Mesleki eşitlik algısının tüm alt boyutları ile engelleyici bürokrasi arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ve orta düzeyde bir ilişki görülmüştür. Çoklu regresyon analiz sonucuna göre, kolaylaştırıcı okul yapısında meydana gelen bir birimlik artış mesleki eşitlik algısında 10,947 birimlik artış meydana getirmektedir.
  • Öğe
    Ortaöğretim kurumlarında gölge eğitimin rolü ve etkileri
    (Düzce Üniversitesi, 2024) Altundal, Ayşegül Övdür; Atmaca, Taner
    Bu araştırmada ortaöğretim kurumlarında gölge eğitimin rolü ve etkileri incelenmiştir. Araştırmanın yürütülmesinde nicel araştırma türlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın verileri Hajar ve Abenova (2021) tarafından geliştirilen envanter kullanılarak 2023-2024 eğitim öğretim yılında Düzce ve Bolu il merkezinde bulunan ve sınavla öğrenci alan ortaöğretim kurumlarında eğitim gören 662 öğrenci ile toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS programından yararlanılmış ve uygun testler-analiz teknikleri ile veriler çözümlenmiştir. Araştırmanın amacı, ortaöğretim düzeyindeki öğrencilerin bakış açısına göre gölge eğitimin içeriğini belirlemek ve öğrencilerin aldıkları gölge eğitim hakkındaki düşüncelerini almaktır. Araştırmanın sonuçlarına göre, birebir özel ders alan öğrencilerin sınav notlarında, tekrar becerilerinde ve okul performanslarında kendilerine duydukları güvende iyileşme görülmüştür. Öğrencilerin çoğunlukla merkezi sınavlara hazırlanmak ve konuları daha iyi anlamak için hem bireysel hem de grup şeklinde dersler aldığı, bu dersler sayesinde de akademik becerilerinin geliştiği saptanmıştır. Araştırmanın bulguları, alan yazınla karşılaştırılmalı bir şekilde tartışılmıştır. Sonuç olarak, bu araştırma, gölge eğitimin ortaöğretim kurumlarında eğitimine devam eden öğrencilerin üzerindeki potansiyel etkilerini ortaya koyarak, gölge eğitimin öğrencilerin akademik başarısını hangi boyutlarda etkilediği noktasında gelecekteki araştırmalara temel oluşturabilir.
  • Öğe
    Öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri ile öğrenme çeviklikleri arasındaki ilişki
    (Düzce Üniversitesi, 2024) Çakır, Esranur; Atmaca, Taner
    Bu tezin temel amacı, öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri ve öğrenme çeviklikleri arasında ilişkiyi tespit etmektir. Araştırmada genel tarama modellerinden olan ilişkisel desen kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Düzce ilindeki 301 öğretmen oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "Psikolojik Sermaye Ölçeği", "Öğrenme Çevikliği Ölçeği" kullanılmıştır. Bu araştırma sonucunda öğretmenlerin özyeterlik, umut, esneklik ve iyimserlik gibi psikolojik sermaye alt boyutları ile öğretmenlerin öğrenme çevikliği düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, psikolojik sermaye düzeyleri arttıkça öğretmenlerin öğrenme çevikliklerinin de arttığını göstermektedir. Fark testlerine ilişkin bulgularda cinsiyet, mezun olunan fakülte, çalışılan okul kademesi, mesleki kıdem, çalışılan okuldaki öğrenci sayısı ve branşa göre anlamlı farklılık elde edilmemişken eğitim düzeyine göre incelendiğinde lisansüstü öğretmenlerin "Genel Psikolojik Sermaye", "Esneklik" ve "İyimserlik" algılarının lisans mezunu öğretmenlere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yaşa göre fark analizleri sonucunda ise "Esneklik", "Zihinsel Çeviklik", "Sonuç Çevikliği", "Genel Öğrenme Çevikliği" alt boyutlarının yaş değişkenine göre anlamlı farklılaştığı görülmüştür. Çalışılan okuldaki öğretmen sayılarına göre fark testleri incelendiğinde çalışılan okuldaki öğretmen sayısı ile "Genel Öğrenme Çevikliği", "Zihinsel Çeviklik" ve "Değişim Çevikliği" alt boyutları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Regresyon analizi sonucunda ise öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyinin öğrenme çevikliğini yordama düzeyinin %43,8 olduğu tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Derûnî-zȃde Muhammed Hulûsî Dîvânı'nın bağlamlı dizini ve işlevsel sözlüğü
    (Düzce Üniversitesi, 2024) Ateş, Gamze; Kılıçarslan, Orhan
    Klasik Türk edebiyatı, kendi kültür ve dil özelliklerinin yanında Arapça ve Farsça dil özelliklerinin ve kelimelerinin kullanıldığı dönemdir. Günümüzde bu etkilerle yazılmış eserlerin tam olarak anlaşılması için hazırlanan Türk Edebiyatı Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük (TEBDİZ) projesi ile pek çok eser incelenmektedir. Bu projenin kapsamı, kelimelerin içinde bulunduğu bağlama dikkat edilecek şekilde anlamlandırılmasıdır. Çalışmamızda da 18. yüzyıl şairi Derûnî-zȃde Muhammed Hulûsî'nin Dîvân'ı bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük açısından incelenmiştir. Bu incelemeyle şairin içinde bulunduğu tarikat ile şiirlerinin ilişkisi, şairin eserinde kullandığı deyim, atasözü, ayet ve hadis gibi pek çok ifade değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile Derûnî-zȃde Muhammed Hulûsî Dîvânı daha iyi anlaşılacak ve çalışmamız araştırmacıları bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük üzerinde çalışmaya yönlendirecektir.
  • Öğe
    Özel gereksinimli ve risk altındaki öğrencilere yönelik uygulanan okuma müdahaleleri ile ilgili sınıf öğretmenlerinin görüşleri
    (Düzce Üniversitesi, 2024) Argın, Cüneyt; Kart, Ayşe Nur
    Bu araştırmada; ilkokul seviyesindeki özel gereksinimli öğrencilerine yönelik uygulanan okuma müdahaleleri ile ilgili sınıf öğretmenlerinin görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Buna bağlı olarak kısa sürede daha fazla katılımcıdan bilgi elde edebilmek adına yöntem olarak tarama modeli uygulanmıştır. Araştırma kapsamında özel okullarda ve devlet okullarında çalışmakta olan 23 ilden 36'sı erkek, 88'i kadın olmak üzere toplam 124 sınıf öğretmenine ulaşılarak veri toplanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Okuma Öğretim Yöntem ve Teknikleri Anketi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin analizinde SPSS programı kullanılmıştır. Verilerin analizi sürecinde betimsel istatistikler kullanılmıştır. Elde edilen bulgular ve yapılan analizler sonucunda, sınıf öğretmenlerinin %87 oranında meslek hayatı boyunca en az bir defa sınıfında özel gereksinimli öğrencisinin bulunduğu görülmüştür. Sınıfında özel gereksinimli öğrencisi bulunan sınıf öğretmenlerinin %75 gibi yüksek bir oranının kaynaştırma eğitimi aldığı görülmektedir. Sınıf öğretmenlerinin lisans dönemlerinde, hizmet içi eğitimlerde, özel kurslarda ve çeşitli yazılı kaynaklardan kaynaştırma eğitimine dair bilgi edindikleri görülmektedir. Kaynaştırma eğitimi kapsamında genel eğitim sınıflarında eğitim gören öğrencilerin okumada problem yaşadıkları ve bu problemlere yönelik sınıf öğretmenlerinin yeterli bilgi ve beceriye sahip olmadığı görülmektedir. Özel gereksinim tanısı olan veya herhangi bir tanısı olmadığı halde okumada güçlük yaşayan öğrencilere yeterli düzeyde destek verilemediği görülmektedir. Bu durumun nedenleri: sınıfların kalabalık oluşu, zaman yetersizliği, sınırlı kaynak, öğretmenlerin uygun müdahale programları hususunda yeterli bilgiye sahip olmamasıdır. Okumada güçlük yaşayan öğrencilere yönelik uygulanan müdahale programlarının başında ise: tekrarlı okuma, okuduğunu anlama çalışmaları, akran destekli okuma, akıcı okuma stratejileri gibi okuma stratejileri gelmektedir. Sınıf öğretmenlerinin büyük bir çoğunluğunun bilimsel dayanaklı müdahale programları hakkında yeterli seviyede bilgi sahibi olmadıkları görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Özel gereksinimli öğrenciler, okuma müdahaleleri, ilkokul, sınıf öğretmenleri
  • Öğe
    Kontrol-değer kuramı çerçevesinde ortaöğretim öğrencilerinin öğrenme duyguları düzeyinin incelenmesi
    (Düzce Üniversitesi, 2024) Yavuz, Şevval Kübra; Atmaca, Taner
    Bu araştırmada kontrol-değer kuramı çerçevesinde ortaöğretim öğrencilerinin öğrenme duyguları düzeyi incelenmiştir. Araştırmanın yürütülmesinde, nicel araştırma türlerinden ilişkisel (korelasyon) tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın verileri 2023-2024 eğitim öğretim yılında Düzce il merkezinde bulunan dört farklı (Fen lisesi, Anadolu lisesi, İHL, MTAL) lise türünde öğrenim gören 750 ortaöğretim öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, "Ortaöğretim Öğrencilerinde Öğrenme Duyguları Ölçeği" ölçek kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen verilerin analizinde SPSS programı kullanarak bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü ANOVA ve Pearson Korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma, ortaöğretim öğrencilerinin öğrenme duygularını kontrol değer kuramı çerçevesinde incelenmiş ve öğrencilerin duygusal deneyimlerine dair bulgulara göre ortaöğretim öğrencilerinde en çok gurur en az utanma duygusu yaşanmıştır. Öğrenme duygularından gurur ve kaygı ile öğrencilerin cinsiyetleri arasında anlamlı farklılık bulunmuş ve kız öğrencilerde daha fazla bu duyguların yaşandığı görülmüştür. Öğrencilerin sınıf düzeylerinin yükseldikçe gurur duygularının arttığı gözlenmiştir. Bulgular alan yazınla birlikte tartışılmıştır. Sonuç olarak, bu araştırma, ortaöğretim öğrencilerinin öğrenme duygularının geniş bir yelpazedeki etkilerini ortaya koyarak, eğitim ortamlarının bu duygusal deneyimleri destekleyecek şekilde düzenlenmesinin önemini vurgulamaktadır.
  • Öğe
    Riskli gebelik yönetiminde akıllı mobil sağlık hizmetlerinin uygulanması ve hasta memnuniyeti ile ilişkisi
    (Düzce Üniversitesi, 2025) Şanal, Meliha; Öcel, Yusuf
    Mobil uygulamalar, dijital dönüşümün temel taşlarından biri haline gelmiş ve hayatımızın her alanına entegre olmuştur. Bu uygulamalar, iş yükünü hafifleten, eğlenceli ve verimli bir şekilde zaman geçirmemize olanak sağlayan araçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Mobil sağlık uygulamaları, her yaşa ve ihtiyaca göre geliştirilmekte olup, tüm alanlarda olduğu gibi sağlık sektöründe de önemli bir yer tutmaktadır. Bu tez çalışmasında, riskli gebelik yönetiminde akıllı mobil sağlık hizmetlerinin uygulanması ve hasta memnuniyeti ile ilişkisi incelenmiştir. Bu çalışma, Araştırma, Düzce ilinde yaşayan, yüksek riskli gebelik tanısı almış ve gebelik sürecinde Gebe Takip Mobil Uygulamasını aktif olarak kullanmış bireylerle yürütülmüştür. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırmada veriler, anket formu aracılığıyla toplanmış ve elde edilen bulgular SPSS programı ile analiz edilmiştir. Bu kapsamda 275 kişiden anket tekniği ile veriler elde edilmiştir. Elde edilen verilere frekans, faktör, normallik testi, korelasyon, regresyon ve farklılık analizleri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, akıllı mobil sağlık uygulama teknolojisi ile ilgili üç boyut (algılanan kolaylık, algılanan yeri doldurulmazlık ve algılanan güvenilirlik) ve müşteri memnuniyeti ile ilgili bir boyut ortaya çıkmıştır. Riskli gebelik yönetiminde akıllı mobil sağlık hizmetleri uygulanması ile hasta memnuniyeti arasındaki ilişkiyi incelemek için yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre Akıllı mobil sağlık uygulama teknoloji ölçeğinin alt boyutları olan algılanan kolaylığın, hasta memnuniyeti arasında orta düzeyde pozitif anlamlı korelasyon olduğu görülmüştür. Riskli gebelik yönetiminde akıllı mobil sağlık hizmetleri uygulanmasının hasta memnuniyeti üzerine etkisini incelemek üzere çoklu regresyon analizleri yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda akıllı mobil sağlık hizmetleri uygulanması boyutlarından algılanan kolaylık, algılanan yeri doldurulmazlık, algılanan güvenilirlik faktörlerinin hasta memnuniyetini pozitif etkilediği ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, mobil sağlık uygulamalarının gebelik takibi açısından önemli bir araç haline geldiğini ve özellikle riskli gebeliklerde kullanımının, anne ve bebek sağlığının izlenmesine katkı sağladığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, kullanıcıların teknoloji kabulü ve memnuniyet düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Gebelik, Gebelik Takibi, Riskli Gebelik, Riskli Gebelik Takibi, Mobil Uygulama.
  • Öğe
    Türk sineması masal uyarlama filmlerinde karakter dönüşümünün analizi: Ali Baba ve Kırk Haramiler ile Külkedisi filmlerinin göstergebilimsel çözümlemesi
    (Düzce Üniversitesi, 2024) Kaya, Beren; Ertürk, Kazım Özkan
    1970'li yıllarda çokça örneği bulunan fantastik uyarlama Türk filmlerinden 1971 yapımı Külkedisi (Sindirella) ile Ali Baba ve Kırk Haramiler filmleri araştırmanın konusu olarak seçilmiştir. Her iki film, Türk toplum yapısını göstermekte, o dönemin koşullarına uygun olarak yönetmenler tarafından masallar beyaz perdeye uyarlama yapılmıştır. Göstergebilimsel kuram, filmlerin çözümlemesinde sinema dilinin kavranmasına katkı sağlaması bağlamında seçilen filmler göstergebilim çözümleme yöntemi ile analiz edilerek daha iyi kavranması amaçlanmıştır. Göstergelerin nasıl kullanıldığı ne için kullanıldığı ne mesaj içerdiğini, filmde yer alarak nasıl bir katkıda bulunduğunu, izleyicisini ne üzerine düşündürdüğünü ele alarak iki Türk sineması filmi incelenirken üzerinde durulan sorular olmuştur. Filmlerde anlam inşa eden göstergebilim kuramı, göstergelerin, simgelerin, metaforların üzerinde durmuştur. Yapılan bu tez çalışması, 1971 yılı Türk sinemasında masaldan uyarlanarak çekilen iki fantastik filmin karakter analizini yaparak, bu filmlerin göstergebilim kuramıyla inceleneceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Türk sinemasına uyarlanan Külkedisi ile Ali Baba ve Kırk Haramiler adlı iki filmin öncelikle masal kitapları incelenmiş, bu kitapların karakter analizleri yapılarak filme uyarlandıktan sonra karakter analizleri karşılaştırılmıştır. Türk sineması yönetmenlerinin uyarlama çektikleri filmlerde masal kitaplarını 1970'li yıllarda neden tercih ettikleri, masallardaki olay örgüsüne ne kadar bağlı kaldıkları bağlamında tez çalışmanın konusu incelenmiş, daha sonra bu filmlerin göstergebilimsel çözümlemeleri yapılmış ve Türk toplumunun etkisinde olup olmadıklarına, kültürel kodlara bakılmıştır. Göstergebilim kuramı temsilcilerinin başında gelen Charles Sanders Peirce, Ferdinand De Saussure, Umberto Eco, Roland Barthes, Christian Metz hakkında bilgiler verilmiştir. Bu kuramcıların araştırmanın konusu olan iki filmde göstergebilim hakkındaki yaklaşımları tezde yol gösterici olmuştur. Vladimir Propp'un 31 işlevi ile filmler analiz edilmiştir. Filmlerde yönetmenlerin özgün diliyle yer alan örtük mesajların açığa çıkarılması üzerinde durulmuştur.
  • Öğe
    Yetişkin kadınların dini bilgileri ve dini bilgileri edindikleri kaynaklar (Düzce örneği)
    (Düzce Üniversitesi, 2025) Ataş, Aysel Beyza; Bayraktar, Mehmet Faruk
    ÖZET YETİŞKİN KADINLARIN DİNİ BİLGİLERİ VE DİNİ BİLGİLERİ EDİNDİKLERİ KAYNAKLAR (DÜZCE ÖRNEĞİ) Aysel Beyza ATAŞ Düzce Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Danışman: Prof. Dr. Mehmet Faruk BAYRAKTAR Temmuz 2025, 180 sayfa Din, insanın hayatı, evrenin anlamı ve varoluşun kökeni gibi metafizik sorulara yanıt sunan, bireysel ve toplumsal davranışları biçimlendiren çok katmanlı bir kurum olarak tanımlanır. Kur'an'da "din", teslimiyet, hesap, ceza/mükâfat, ibadet, hukuk düzeni ve toplumsal aidiyet gibi farklı anlam katmanlarına sahiptir ve hem bireysel hem toplumsal düzeyde önemli işlevler yüklenir. Dini bilgi ise pozitif bilginin sınırlarını aşan, gözlemlenemeyen ve deneyle sınanamayan metafizik gerçeklikleri anlamamıza yardımcı olan bir bilgi türüdür. Yetişkin kadın, genellikle 18 yaş ve üzeri, toplumsal rolleri ve sorumlulukları belirginleşmiş, eğitim ve meslek statüsü gibi değişkenlerle dini bilgiye erişimi şekillenen bireyler olarak tanımlanmıştır. Bu çalışma, Düzce ilinde yaşayan yetişkin kadınların dini bilgi düzeylerini, bu bilgileri hangi dini ve sosyal kaynaklardan elde ettiklerini ve bilgi edinme süreçlerinde etkili olan toplumsal ve bireysel dinamikleri nitel bir yaklaşımla ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma ayrıca, aile, cami, Kur'an kursu, dijital ve yazılı medya gibi bilgi kaynaklarının, kadınların dini yaşantılarına etkisini değerlendirmektedir. Araştırma, nitel araştırma deseninde, fenomenolojik yaklaşım kullanılarak tasarlanmıştır. Derinlemesine görüşme ve doküman analizi teknikleriyle katılımcıların öznel deneyimleri, anlamlandırma süreçleri ve bilgi kaynaklarına erişim motivasyonları betimlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, Düzce'de ikamet eden, 23 yaş ve üzeri, farklı sosyo-demografik özelliklere sahip 23 yetişkin kadın oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Form, kadınların dini bilgi düzeyi, bilgi kaynakları ve dini yaşantılarına ilişkin açık uçlu ve esnek sorulardan oluşmaktadır. Görüşmeler, birebir ve odak grup formatlarında, katılımcılarla telefon aracılığı ile iletişim kurulmuş ve görüşme soruları yöneltilmiştir. Toplanan veriler, içerik analizi yöntemiyle tematik olarak kodlanmış ve dini bilgi edinme süreçlerine ilişkin ana eğilimler ortaya çıkarılmıştır. Araştırmada ulaşılan sonuçlardan bazıları şunlardır. Dini bilgi ediniminde aile ve toplumsal çevre ilk başvuru noktası olarak öne çıkmıştır. Katılımcıların büyük kısmı, dini inançlarını önce aileden, sonra sosyal çevreden ve bireysel araştırmalarıyla geliştirdiğini ifade etmiştir. Kur'an kursları, cami sohbetleri ve vaazlar, sistematik bilgi ediniminde önemli rol oynamaktadır. Katılımcılar, dini bilginin yalnızca toplumsal değil, aynı zamanda yaratılıştan gelen bir eğilimle benimsendiğini belirtmiştir. Dijital platformlar (internet, sosyal medya, YouTube vb.) üzerinden dini içeriklere erişim, özellikle genç yetişkin kadınlarda bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmaktadır. Araştırma bulguları, yetişkin kadınların dinî bilgiye ulaşım yollarının çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu, klasik bilgi aktarım yolları ile modern dijital ortamların birbirini tamamladığını göstermiştir. Anahtar Sözcükler: Din, Dini Bilgi, Din Kaynakları, Yetişkin, Yetişkin Kadın.
  • Öğe
    Çağdaş sanatta gündelik hayat ve nesne ilişkisi
    (Düzce Üniversitesi, 2024) Kırımtay, Eylül; Satıcı, Ferhat Kamil
    Tezin ilk bölümünde; gündelik yaşamda kullandığımız nesnelerin tarihsel süreçteki değişimleri ele alınacaktır. Nesnenin ilk yerleşik dönemdeki kullanımı, Endüstri Devrimi ile birlikte olan değişimi ve gelişimi, günümüzde kullandığımız nesnelerin dönüşümü ele alınacaktır. Bu bağlamda "gündelik nesne", "atık nesne" ve "buluntu nesne" terimleri açıklanacaktır. İkinci bölümde, gündelik nesnenin dönüşümden başlayan serüvenin sanat nesnesine dönüşümünde kimliklerinin yabancılaşması ve farklı kimlikler kazanması üzerinde durulacaktır. Sıradan, gündelik olarak kullandığımız nesnelerin bulundukları toplumlara göre anlatımı yapılacak, bulunduğu toplumların, toplumsal sorunlarını bilindik ve her zaman karşılaştığı metaforla veya direkt anlatımlarla izleyiciyle iletişime geçmesi tartışılacaktır. Üçüncü bölümde çağdaş sanatta gündelik kullanım nesnelerinin yeri ve değeri, Kübizm, Dadaizm, Sürrealizm, Pop Art, Fluxus, Arte Povera, Land Art, Body Art, Minimalizm gibi sanat akımları üzerinden incelenecek ve yine nesneler kullanılarak üretilmiş örnek sanat eserleriyle ele alınacaktır. Tez çalışmasının dördüncü ve beşinci bölümde, toplumsal sorunlar bağlamında gündelik nesnelerle üretim yapan sanatçılar ve eserleri ele alınacaktır. Son bölümde ise gündelik nesnelerle toplumsal sorunlara atıfta bulunan sanatı iletişim aracı olarak benimseyen bireysel çalışmalarım ve örnek görselleri üzerinden açıklanacaktır. Bu bağlamda, toplumsal nesnelerle toplumsal sorunların arasındaki bağlantı incelenecektir.
  • Öğe
    s-konveks fonksiyonlar için kesirli Newton tipli eşitsizlikler
    (Düzce Üniversitesi, 2024) Alemdar, Davut; Budak, Hüseyin
    Bu tezde, s-konveks fonksiyonlar kullanılarak Riemann-Liouville kesirli integraller içeren Newton tipli eşitsizlikler elde edilmiştir. Ek olarak, Hölder ve Power-mean eşitsizlikleri yardımıyla yeni Newton tipli eşitsizlikler içeren sonuçlar bulunmuştur. Ayrıca, elde edilen sonuçların özel durumları, literatürdeki çalışmalara bir genelleme olarak verilmiştir.