ESİR OLMAK MI, ESİRDEN DOĞMAK MI ZOR?TÜRK EDEBİYATI'NDA ESİR ANNELERİNEDEBİYATÇI ÇOCUKLARI

Küçük Resim Yok

Tarih

2020

Dergi Başlığı

Dergi ISSN

Cilt Başlığı

Yayıncı

Erişim Hakkı

info:eu-repo/semantics/openAccess

Özet

Osmanlı İmparatorluğu, on dokuzuncu asırda esaretin ilga edilmesi için çalışır. Esaret teması ise, Tanzimat döneminden itibaren, yazar ve şairlerin çok sık ele aldığı bir konu olmuştur. Dönemin yazarları ve şairleri esaret temasını, daha çok esaretin gayriinsani bir düzen olduğu gerçeği üzerinden ele alırlar. Romanlarda, şiirlerde, piyeslerde ve hikâyelerde cariyelerin, odalıkların, kalfaların ve harem ağalarının dramları ve trajedileri anlatılır. Bazı edebiyatçılar aile fertlerinden dolayı, esareti daha yakından tanırlar. Abdülhak Hâmid Tarhan, Sami Paşazade Sezai ve Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi isimler, zengin ve nüfuzlu ailelere mensupturlar. Bu üç ismin ortak noktası, esir annelerin çocukları olmalarıdır. Üç anne de Kafkasya’dan İstanbul’a getirilmiş cariyelerdir. Tarhan, Sami Paşazade Sezai ve Hamdullah Suphi’nin esaret temalı eserleri, annelerinin ve birlikte yaşadıkları esir sınıfından insanların hayatlarından izler taşır. Bu makalede, bahsi geçen üç edebiyatçının eserleri, annelerinin esaretleri bağlamında değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Açıklama

Anahtar Kelimeler

Kaynak

Yeni Türk Edebiyatı: Hakemli Altı Aylık İnceleme Dergisi

WoS Q Değeri

Scopus Q Değeri

Cilt

0

Sayı

21

Künye