Arşiv logosu
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
Arşiv logosu
  • Koleksiyonlar
  • Sistem İçeriği
  • Analiz
  • Talep/Soru
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
  1. Ana Sayfa
  2. Yazara Göre Listele

Yazar "Yaşayanlar, İsmail" seçeneğine göre listele

Listeleniyor 1 - 12 / 12
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    BEYPAZARI’NA BAĞLI BİR ALEVİ-BEKTAŞİ YERLEŞİMİ KARAŞAR (İDARİ, EKONOMİK VE SOSYAL YAPI)
    (Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, 2024) Yaşayanlar, İsmail
    Anadolu’da erken Osmanlı devrinde meskun düzene geçmiş Alevi-Bektaşi Türkmen gruplarının yerleşimine bir örnek teşkil eden Karaşar’a ait en eski kayıtlar 15. yüzyıla tarihlenmektedir. Osmanlı döneminde idari açıdan Hudavendigar, Kastamonu ve Ankara eyaletlerinin sınırlarının kesişiminde kalan Karaşar, tarihsel süreçte hep Beypazarı’na bağlı kalmıştır. Klasik bir köy yerleşimine nazaran nüfusu oldukça fazla olan Karaşar, 19. yüzyılda etrafındaki diğer köylerin bağlandığı bir nahiye haline gelmiştir. Cumhuriyet döneminde belde olan Karaşar, uzun yıllar bu vasfını muhafaza etmiş olsa da bugün birkaç mahalleden oluşan bir yerleşimdir. Bu çalışmada Osmanlı Arşivi’nde tahrir, nüfus ve temettuat defterlerinden elde edilen veriler temelinde bir Alevi-Bektaşi yerleşimi olan Karaşar’ın ekonomik ve sosyal yapısı üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bunun yanında Karaşar tarihinde yer etmiş kaçakçılık ve eşkıyalık meselelerine dikkat çekilmiştir. Arşivlere ve tetkik eserlere dayalı değerlendirmeler Karaşar’da yapılan sözlü tarih verileriyle de desteklenmiştir. Sözlü tarih verileri özellikle somut olmayan kültürel mirasın devamlılığı ve yerel söylencelerin tarihsel verilerle denetlenmesi açısından önem arz etmiştir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    DEVLET, ARKEOLOJİ VE ÂSÂR-I ATÎKA: VİLAYET MÜZECİLİĞİ ÖRNEĞİ OLARAK MÜZE-İ HÜMÂYÛN BURSA ŞUBESİ
    (Bursa Uludağ Üniversitesi, 2018) Yaşayanlar, İsmail
    Batının kendi tarihi mirası olarak gördüğü, ancak Osmanlı topraklarında bulunan eski eserlerin talanı ve kaçakçılığı meselesi tarihimizi uzun yıllar meşgul etmiştir. Osmanlı Devleti’nde müzecilik faaliyetlerinin başlaması ve bunu takiben eski eser hukukunun hayata geçirilmesi, âsâr-ı atîkanın değer kazanmasını, kültürel mirasın bir parçası olarak görülmesini ve eskiye atfedilen anlamın değişmesini sağlamıştır. Merkezde başlayan müzecilik çalışmaları, XIX. yüzyılın sonu ve XX. yüzyılın başında eski eserlerin kaynağı olan Osmanlı taşrasına da yaygınlaştırılmaya çalışılmış, ayrıca arkeolojik kazılar ve yüzey araştırmaları daha sıkı kurallarla idare edilmeye başlanmıştır. Bu makalede öncelikle Osmanlı modernleşmesinin mikro düzeyde, kurumlar boyutunda incelenebileceği bir kent olan Bursa örneğinde, arkeoloji, siyaset ve eski eser anlayışı konuları ele alınacaktır. İkinci olarak ise çalışmanın gerçek öznesi olan Müze-i Hümâyûn Bursa Şubesi’nin kuruluş ve gelişim süreci incelenecektir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    DEVLET, ARKEOLOJİ VE ÂSÂR-I ATÎKA: VİLAYET MÜZECİLİĞİ ÖRNEĞİ OLARAK MÜZE-İ HÜMÂYÛN BURSA ŞUBESİ
    (Bursa Uludağ Üniversitesi, 2018) Yaşayanlar, İsmail
    Batının kendi tarihi mirası olarak gördüğü, ancak Osmanlı topraklarında bulunan eski eserlerin talanı ve kaçakçılığı meselesi tarihimizi uzun yıllar meşgul etmiştir. Osmanlı Devleti’nde müzecilik faaliyetlerinin başlaması ve bunu takiben eski eser hukukunun hayata geçirilmesi, âsâr-ı atîkanın değer kazanmasını, kültürel mirasın bir parçası olarak görülmesini ve eskiye atfedilen anlamın değişmesini sağlamıştır. Merkezde başlayan müzecilik çalışmaları, XIX. yüzyılın sonu ve XX. yüzyılın başında eski eserlerin kaynağı olan Osmanlı taşrasına da yaygınlaştırılmaya çalışılmış, ayrıca arkeolojik kazılar ve yüzey araştırmaları daha sıkı kurallarla idare edilmeye başlanmıştır. Bu makalede öncelikle Osmanlı modernleşmesinin mikro düzeyde, kurumlar boyutunda incelenebileceği bir kent olan Bursa örneğinde, arkeoloji, siyaset ve eski eser anlayışı konuları ele alınacaktır. İkinci olarak ise çalışmanın gerçek öznesi olan Müze-i Hümâyûn Bursa Şubesi’nin kuruluş ve gelişim süreci incelenecektir.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    AN EXAMPLE OF EFFORTS TO INCREASE AGRICULTURAL OUTPUT IN THE OTTOMAN MIDDLE-EAST: THE IRRIGATION PROJECT OF THE JAFFA VALLEY (1890-1894)
    (Turk Tarih Kurumu, 2016) Yaşayanlar, İsmail
    In the 19th century, in regions that lay outside the agriculture lands along the shores of rivers in the Middle East, dry agriculture that was affiliated with seasonal precipitation was practiced. This situation meant that many productive lands were not farmed. The spread of agriculture production without being dependent on precipitation and an increase in production was only possible with a wide-ranging irrigation project. This paper takes as its basis the Middle East, which was limited in water resources and examines the irrigation projects that were developed for irrigated agriculture and gardening in Jaffa, a seaside Palestinian city; in addition, the concessions that were granted in this context will be examined. If we take into account that the conflicts affiliated with water sources in this region still continue today, the development of an irrigation project in a city like Jaffa, both from the aspect of the direction of state agricultural policies and for evaluating the settlement policies of the Jewish colonies, is extremely important.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    FIGHTING AGAINST THE EPIDEMIC EMRAZ-I SÂRİYE IN THE EASTERN BLACK SEA BORDER AREA: THE BATUM AND HOPA QUARANTINES
    (Serander Yayınevi, 2020) Yaşayanlar, İsmail
    The practice of quarantine was among the precautions against the Black Sea Region epidemic in the 19th century. The Ottoman Government established an administration for quarantine, which was institutionalized in 1838. It turned into a large organization and expanded to the provinces in a short time, including Batum, a border town in the Eastern Black Sea with Russia. Batum had a special significance for the Ottoman Empire in the 19th century. Batum Quarantine was imposed during the reign of Sultan Abdülmecid, with compelling sanitary controls in the Eastern Black Sea for many years until the Eastern Black Sea border shifted to Hopa when Batum was lost according to Treaty of Berlin. Henceforth, Hopa Quarantine at the Sanjak of Lazistan was further institutionalized. Towards the end of the century, the Hopa Quarantine was temporarily transformed into a tahaffuzhane to lessen the burden of Kavak and Sinop, two major tahaffuzhanes at the time in the Black Sea coast. This paper sheds light on how the Hopa quarantine was made better in the Sultan Hamid II period than the one previously established before the loss of Batumi and why Hopa quarantine was transformed into a tahaffuzhane.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN DOĞU KARADENİZ SINIRINDA EMRAZ-I SÂRİYE İLE MÜCADELE: BATUM VE HOPA KARANTİNAHANELERİ
    (2020) Yaşayanlar, İsmail
    1838 yılında Osmanlı Devleti’nde kurumsal hale getirilen karantina idaresi, kısasürede taşraya yaygınlaştırılarak geniş bir teşkilat haline getirilmişti. Batum, XIX.yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Rus Çarlığı ile Doğu Karadeniz’deki sınırkentlerinden biri olması sebebiyle özel bir öneme sahipti. Abdülmecid dönemindekurulan Batum Karantinahanesi, uzun yıllar Doğu Karadeniz sınırındaki sıhhikontrolleri sağlamış olmakla birlikte, Berlin Antlaşması’yla Batum’un eldençıkmasıyla Doğu Karadeniz sınırı Hopa’ya kaymıştı. Bu tarihten sonra LazistanSancağı’na bağlı Hopa’daki karantinahane daha da kurumsallaşmıştı. Karadenizkıyılarında kurulan iki büyük tahaffuzhane olan Kavak ve Sinop’un yükünühafifletmek için yüzyılın sonunda Hopa Karantinahanesi, geçici olarak tahaffuzhaneye de tahvil edilmişti.Bu makalede XIX. yüzyılın sonunda Doğu Karadeniz sınırının salgın hastalıklardan muhafazasında büyük önem teşkil eden iki kuruluş olan Batum ve Hopakarantinahaneleri incelenecektir. Batum’un elden çıkışı sonrası II. Abdülhamiddöneminde Hopa Karantinahanesi’nin nasıl daha iyi işler bir hale getirildiği veneden geçici de olsa tahaffuzhane haline getirildiği gibi soruların cevapları aranmıştır.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN DOĞU KARADENİZ SINIRINDA EMRAZ-I SÂRİYE İLE MÜCADELE: BATUM VE HOPA KARANTİNAHANELERİ
    (2020) Yaşayanlar, İsmail
    1838 yılında Osmanlı Devleti’nde kurumsal hale getirilen karantina idaresi, kısasürede taşraya yaygınlaştırılarak geniş bir teşkilat haline getirilmişti. Batum, XIX.yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Rus Çarlığı ile Doğu Karadeniz’deki sınırkentlerinden biri olması sebebiyle özel bir öneme sahipti. Abdülmecid dönemindekurulan Batum Karantinahanesi, uzun yıllar Doğu Karadeniz sınırındaki sıhhikontrolleri sağlamış olmakla birlikte, Berlin Antlaşması’yla Batum’un eldençıkmasıyla Doğu Karadeniz sınırı Hopa’ya kaymıştı. Bu tarihten sonra LazistanSancağı’na bağlı Hopa’daki karantinahane daha da kurumsallaşmıştı. Karadenizkıyılarında kurulan iki büyük tahaffuzhane olan Kavak ve Sinop’un yükünühafifletmek için yüzyılın sonunda Hopa Karantinahanesi, geçici olarak tahaffuzhaneye de tahvil edilmişti.Bu makalede XIX. yüzyılın sonunda Doğu Karadeniz sınırının salgın hastalıklardan muhafazasında büyük önem teşkil eden iki kuruluş olan Batum ve Hopakarantinahaneleri incelenecektir. Batum’un elden çıkışı sonrası II. Abdülhamiddöneminde Hopa Karantinahanesi’nin nasıl daha iyi işler bir hale getirildiği veneden geçici de olsa tahaffuzhane haline getirildiği gibi soruların cevapları aranmıştır.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Osmanlı Orta Doğusunda Tarımsal Üretimi Arttırma Çabalarına Bir Örnek: Yafa Ovası’nın Sulanması Projesi
    (Türk Tarih Kurumu, 2016) Yaşayanlar, İsmail
    19. yüzyıla gelindiğinde Orta Doğu’da nehir kıyılarındaki tarım arazileri haricinde kalan bölgelerde, mevsimlik yağışlara bağlı kuru tarım yapılmaktaydı. Bu durum pek çok verimli arazinin işlenmemesi anlamına gelmektedir. Yağışlara bağımlı kalmadan tarımsal üretimi yaygınlaştırma ve hasılatı arttırma ancak ve ancak kapsamlı sulama projeleri ile mümkün olabilmektedir. Bu makalede su kaynaklarının kıt olduğu Orta Doğu temel alınarak Filistin bölgesinin bir kıyı şehri olan Yafa’da sulu tarım ve bahçeciliğin geliştirilmesine yönelik sulama projeleri ve bu bağlamda verilen imtiyazlar incelenecektir. Bölgede su kaynaklarına bağlı çatışmaların bugün dahi yaşandığı dikkate alınırsa, Yafa gibi bir şehirde sulama projesi gerçekleştirilmesi, hem devletin tarım politikalarına yönelmesi bakımından hem de Yahudi kolonilerinin iskan politikalarını değerlendirmek açısından oldukça önemli olacaktır.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Some Information About Maltepe Military (Asâkir-i Mansûre) Hospital
    (Mersin Üniversitesi, 2025) Ayyıldız, Yasemin; Yaşayanlar, İsmail
    Objective: The purpose of this study is to examine the repairs that Maltepe Military Hospital went through in its first years and the inspections carried out during its service. Method: In this study, conducted between May 1 and July 20, 2024, the classical historiography method was employed, utilizing the archives of Presidency of the Republic of Turkey Directorate of State Archives Ottoman Archives and relevant literature related to the topic. Findings: At the end of the 18th century, the Ottoman Empire's military reforms led to the modernization of the army, which also had an impact on the healthcare field. The first examples of modern military hospitals were established to protect the health of soldiers. By the 19th century, the modernization of medicine had accelerated, and many new modern military hospitals were established. The Maltepe Military Hospital, also known as Asakir-i Mansure Hospital, is particularly noteworthy because it was one of the first modern military hospitals that established in the early 19th century. During the reign of Mahmud II, this hospital was established to serve the soldiers stationed at the Rami and Davudpaşa barracks, and was built between these two barracks. The Maltepe Military Hospital, which was opened in 1827, required various renovations during its early years due to the haste of its construction. Additionally, the personnel working at the hospital were monitored to ensure that they were performing their duties properly. Conclusion: The Maltepe Military Hospital, which was hastily built in 1827, underwent its first renovations in December 1829, and continued to require new renovations in the subsequent period. As a result of the inspections conducted at the hospital, personnel who performed their duties well were rewarded, while those who were negligent in their duties or engaged in irregularities were punished.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Su, Çevre, Sanayi ve Devlet: Modernleşme Sürecinde Bursa Kentinin Suyunu ‘Sıhhileştirmek’
    (Tarih Vakfı, 2023) Yaşayanlar, İsmail
    Dünya tarihinde su kaynaklı bir hastalık olan kolera sebebiyle devletlerin kalıcı politikalar geliştirdiği kamu sağlığı ve kentsel altyapılar bağlamında üzerinde durulması gereken en mühim konulardan birisi temiz su temini ve kentsel atıkların teknolojiye uygun bir şekilde ortadan kaldırılmasıdır. Sanayi devrimi çağında modernleşen Avrupa devletlerinde iktidarlar bu doğrultuda kanalizasyonların inşası ve sıhhi su tesisatlarının döşenmesi hususlarına eğilmişlerdir. 19. yüzyılda Avrupa merkezli olarak geliştirilen kamu sağlığı politikalarını ve askeri teknolojiyi ülkesine hızla transfer etmeye çalışan Osmanlı Devleti’nin, su ve atık yönetimi meseleleri konusunda aynı çabayı gösterdiğini söylemek mümkün değildir. Bu makale Osmanlı coğrafyasında modernleşme sürecinde sanayileşen Osmanlı kentlerinden birisi olan Bursa’da su ve çevre yönetiminin efektif bir şekilde gerçekleştirilememesi sebebiyle ortaya çıkan “su kirliliği” problemini ele almaktadır. Modern devletin en temel vazifelerinin başında gelen halka temiz içme suyu temini gibi mühim bir meselenin, İstanbul gibi su kıtlığı yaşamayan Bursa kentinde nasıl yönetildiğini çok boyutlu olarak inceleyen bu çalışma 1903-1909 yılları arasında yabancı yüklenicilere verilen imtiyazla Bursa’daki içme sularının nasıl sıhhileştirilmeye çalışıldığı hususunu aydınlatmaya çalışmıştır.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    The Cholera in Samsun and the Treatment Method of a Physician Outdated in His Age (1894)
    (Serkan YAZICI, 2024) Yaşayanlar, İsmail
    The epidemic that broke out in Samsun in 1894 as an extension of the fifth cholera pandemic proved that public health services were sub-standard even in a port city directly connected to Istanbul. Constantin Lanaras, a civilian physician working in the city during this epidemic, considered the outbreak in Kadı Köy as an opportunity and, in his personal opinion, developed a new treatment method for cholera patients. Lanaras, who gathered his observations during the epidemic in a study, was awarded by the Paris Academy of Medicine in 1895. The awarding of this work on this outdated treatment method, which contains many contradictions in itself, is also important in terms of showing the polarization in the medical world of the period. This work left behind by Lanaras is a good example of the use of articles or books in which medical doctors discuss treatment methods as a different type of source in the writing of the history of epidemics. This study, focusing on the experience of Dr. Lanaras, who personally worked as a physician during the 1894 Samsun cholera epidemic, examines many issues such as the city's infrastructure and sanitation, the misunderstandings caused by the mistakes of officials in the Ottoman bureaucracy, and the precautions that should be taken in cities where cholera was present.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Yunan İşgalinin Zararlarını Tespit Etmek Amacıyla Kurulan Menhubat (Yağma Tespit) Komisyonları
    (Istanbul University, 2024) Yaşayanlar, İsmail
    Yunanlıların İzmir’e çıkışıyla başlayan Anadolu maceraları, Büyük Taarruz sonrası Küçük Asya Felaketi’ne dönüşürken çekildikleri her şehir, köy ve kasabayı büyük yağmalar ve yıkımlar içinde bıraktılar. Bölgeyi ele geçiren Türk birlikleri korkunç bir manzarayla ve insanlık suçlarıyla karşı karşıya kaldı. TBMM evsiz, yurtsuz, elbisesiz perişan Batı Anadolu halkını yeniden refaha kavuşturmak için yoğun çalışmalar başlattı. Yunan birliklerinin işgal sırasında ve çekilirken işlediği suçlar gerek ulusal gerek uluslararası komisyonlarca belgelendi. Bu bağlamda teşkil edilen ulusal komisyonların temel amaçları vatana ve orduya ihanet suçları ile menkul ve gayrimenkul mallara verilen zararları tespit etmek, ilk kertede yeniden ihya için gerekli düzenlemeleri organize etmekti. Bu yazıya konu edilen Menhubat Komisyonları TBMM Hükümeti’nin teklifiyle adi suçlara ait davaların görülmesi ve bunlara verilecek cezaların belirlenmesi için 1922 yılı sonunda kuruldu. Fakat hem kanun önerisi görüşmelerinde mecliste yapılan konuşmalardan hem de Bursa Menhubat Komisyonu’nun uygulamalarından anlaşıldığı üzere, komisyonların tek vazifesi adi suçların davalarını görmek olmamış, aynı zamanda işgalin zararlarını ve yağmayı tespit etmek ile yeni yerleşimlerin oluşturulmasında fenni usullere uygun kararlar verilmesini sağlamak olmuştur.

| Düzce Üniversitesi | Kütüphane | Açık Erişim Politikası | Rehber | OAI-PMH |

Bu site Creative Commons Alıntı-Gayri Ticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile korunmaktadır.


Düzce Üniversitesi, Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı, Düzce, TÜRKİYE
İçerikte herhangi bir hata görürseniz lütfen bize bildirin

DSpace 7.6.1, Powered by İdeal DSpace

DSpace yazılımı telif hakkı © 2002-2026 LYRASIS

  • Çerez Ayarları
  • Gizlilik Politikası
  • Son Kullanıcı Sözleşmesi
  • Geri Bildirim