Yazar "Çakmak, Hatice Mine" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 9 / 9
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe 2012-2015 yılları arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Kliniği'nde izlenen derin anemili olguların incelenmesi(Düzce Üniversitesi, 2015) Çakmak, Hatice Mine; Kocabay, KenanAmaç: Derin anemi dünyadaki önemli sağlık problemlerinden biridir. Bu çalışmanın amacı Düzce Üniversitesi Çocuk Kliniği'nde izlenen derin anemili olguları değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Kliniğinde Ocak 2012-Temmuz 2014 tarihleri arasında derin anemi tanısı ile yatan 119 hasta prospektif olarak incelendi. Derin anemi tanısı konulan olguların yaş, cinsiyet, fizik inceleme ve laboratuar bulguları değerlendirilerek etyolojik nedenler araştırıldı. Derin anemi kriterleri, Dünya Sağlık Örgütü'nün yayınladığı şekilde belirlendi. Bulgular: Toplam 119 olgunun 49 (%41,2)'u erkek, 70 (%58,8)'İ kız. Yaşları 0,25 ile 18 yaş arasında olup ortalama 6,7±6,23 (0,25-17,5) yaştı. Anemili olgular değerlendirildiğinde kız cinsiyette oransal olarak fazla görüldüğü tespit edildi. Derin anemi ayırıcı tanısına göre göre hastalar değerlendirildiğinde; 52 (%43,7)'sinde demir eksikliği anemisi (DEA), 29 (%24,4)'unda kronik hastalık anemisi (KHA), 21 (%17,6)'inde kanama, 5 (%4,2)'inde otoimmun hemolitik anemi, 3 (%2,5)'ünde lösemi, 3 (%2,5)'ünde herediter sferositoz, 1 (%0,8)'inde talasemi major, 1 (%0,8) 'inde sideroblastik anemi, 1 (%0,8)'inde megaloblastik anemi olduğu tespit edildi. 2 (%1,7)'sinin çocukluk çağı geçici eritroblastopenisi tanısı saptandı. Yukarıda değerlendirilen ana tanılara ek olarak, ikincil tanı olarak 14 (%11,8) hastada demir eksikliği anemisi veya demir eksikliği, 8 (%6,7) hastada Vitamin B12 eksikliği, 1 (%0,8) hastada folat eksikliği olduğu saptandı. Tüm vakaların 52 (%43,7)'ünde DEA olduğu ve 27(%51,9)'sinin 5-18 yaş arasında olduğu tespit edildi. Çalışmamızda DEA ve KHA olgularda eritrosit indekslerini inceledik. KHA ile DEA grubu arasında MCV (Ortalama eritrosit hacmi), MCH (Ortalama eritrosit hemoglobini), ferritin, serum demiri karşılaştırıldığında bu değerlerin DEA grubunda kronik KHA oranla anlamlı olarak düşük olduğu gözlendi (p<0,05). Demir eksikliği olan hastalarda, Ferritin ile Hb (hemoglobin) arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir korelasyon olduğu (r=0,457, p=0,001), ferritin ile beyaz küre arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde korelasyon olduğu (r=0,315, p=0,029) saptandı. Derin anemili hastalarımızda DEA tanısı koymak için RDW'nin duyarlılık ve özgüllüğü sırası ile %71,2 ve %74,6 olarak bulundu. Derin anemili olgularımızda DEA tanısı koymak için MCV'nin duyarlılık ve özgüllüğü sırası ile %92,4 ve %86,6 olarak tespit edildi. RDW ve MCV birlikte değerlendirildiğinde ise duyarlılık %75,1 ve özgüllük %85 olarak tespit edildi. Derin demir eksikliği anemisi olan hastalarda eşlik eden sistemik hastalıklar incelendiğinde en sık 7 (%13,3) olguda pulmoner hastalıklar (bronşiolit, pnömoni, tbc), 6 (%11,5) olguda nörolojik hastalıklar (migren, epilepsi, hidrosefali, menenjit, serebral palsi, mental retardasyon) olduğu görüldü. Derin anemili demir eksikliği anemisi olan hastaların tedavisinde 42 (%80)'sine eritrosit süspansiyonu verildi. Sonuç: Dünya genelindeki derin anemili çocuklarda olduğu gibi, bizim çalışmamızda da olduğu gibi %50'den fazla çocukta etyolojide demir eksikliği anemisi saptandı. Çalışmamızdaki veriler nutrisyonel anemilerde, folik asit ve demir alımının artırılması, sanitasyon önlemlerinin artırılması ile genel anemi prevalansının ve derin anemi prevalansının dünya genelinde ve ülkemizde de azalacağını desteklemektedir.Öğe Çocukluk Çağında Benign Trombositopeni ve Yeni TURBB1, ANKRD26 ve SAMD9 Varyantları(Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, 2023) Çakmak, Hatice Mine; Bildirici, YaşarAmaç: Trombositopeni çocuklarda sık görülen bir hematolojik bulgudur. Bu çalışmada trombositopenili çocukların demografik, laboratuvar, genetik özelliklerinin ve prognozlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya Aralık 2021-Ağustos 2023 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji-Onkoloji Polikliniği’nde trombositopeni tanısı konulan çocuklar (n=82) dahil edildi. İdiyopatik trombositopenik purpurası (n=41) olan ve olmayan (n=41) trombositopenili olguların laboratuvar, klinik, ve tedavileri karşılaştırıldı. Seçilmiş olgularda klinik ekzom yeni nesil sekanslama ile gen analizi yapıldı. Bulgular: İmmun trombositopenik purpura (İTP)’li olmayan çocuklarda (n=41) İTP’lilere göre (n=41) ateş (pÖğe Diagnosis and genetic analysis of polycythemia in children and a novel EPAS1 gene mutation(Elsevier Taiwan, 2022) Çakmak, Hatice Mine; Kartal, Ömer; Kocaağa, Ayça; Bildirici, YasarBackground: Unlike in adults, there is no consensus on management and diagnosis of polycy-themia in children. This study aims to evaluate the diagnosis and verify the algorithm in chil-dren with polycythemia. Methods: Seventy-nine children with polycythemia were followed-up in our pediatric hematology-oncology clinic between December 15, 2019, and July 15, 2021. After eliminating secondary causes (hypoxia, pulmonary, cardiac diseases), we checked for genetic mutations, including congenital erythrocytosis gene panel (JAK, EPOR, EPAS1, EGNL1, HBB, HBA, BPGM, and VHL). We also compared parameters for secondary and idiopathic polycythemia groups. Results: Of the 79 children, thirty-five had secondary polycythemia (hypoxia, pulmonary, car-diac diseases), and one was diagnosed with a novel likely pathogenic mutation c.2089C > G; p.Pro697Ala in exon 13 of EPAS1 gene. Others (n = 35) had persistent and idiopathic polycy-themia. Here, we compared the idiopathic and secondary cases. We found that the ratio of family history of polycythemia (n = 4 (9.5%) vs 0%, respectively) was higher in the second group (p = 0.009). In addition, the mean age (14.7 +/- 3.52 vs 13.4 +/- 4.67 respectively) (p = 0.042) and the ratio of erythroid hyperplasia in bone marrow [n = 3 (8.6%) vs 0% respec-tively] (p = 0.003) was higher in the idiopathic polycythemia group, compared to secondary polycythemia patients. Conclusion: Finding the genetic defect in polycythemia is a significant issue. Due to being a rarity in children, the first line JAK mutation analysis should be performed in selected cases. This study is the first description of a Turkish patient with EPAS1 p.Pro697Ala mutation, thereby expanding our knowledge about the clinical features of the disease. However, new investigations are required to confirm its function. Copyright 2022, Taiwan Pediatric Association. Published by Elsevier Taiwan LLC. This is an open access article under the CC BY-NC-ND license (http://creativecommons.org/licenses/ by-nc-nd/4.0/).Öğe Evaluation and Management of Severe Childhood Anemia: A Single Center Experience(2020) Çakmak, Hatice Mine; Sungur, Mehmet Ali; Kocabay, KenanAim: The aim of this study was to determine the frequency of iron deficiency anemia inpatients with severe anemia, and to investigate and compare the difference in the hematologicalparameters between patients with and without iron deficiency anemia.Material and Methods: A total of 119 patients diagnosed with severe anemia between January2012 and July 2014 were retrospectively analyzed in this study. Demographic and clinicalcharacteristics of severe anemia patients were evaluated. Patients were evaluated in terms ofiron deficiency anemia, and clinical characteristic and laboratory findings of the patients withand without iron deficiency anemia were compared.Results: Of the 119 cases 49 (41.2%) were male and 70 (58.8%) were female, mean age was6.7±6.2 years. Various comorbidities were present in the patients. In all patients, the groupwith a hemoglobin value below 6 g/dL had a significantly lower platelet count than those equalto or above 6 g/dL (p=0.037). It was found that 52 (43.7%) of all cases had iron deficiencyanemia and 27 (51.9%) of them were aged 5 to 18 years. Patients with iron deficiency anemiahad lower ferritin level (p<0.001) than patients without iron deficiency anemia, while plateletcount was higher in patients with iron deficiency anemia (p=0.001).Conclusion: In patients with severe anemia, a significant decrease in platelet count was foundwith hemoglobin value below 6 g/dL. In order to reduce the need for red blood cellstransfusion, early diagnosis of iron deficiency anemia is important and iron supplementationshould be given earlier.Öğe Identification of Novel Mutations in Children with Hereditary Spherocytosis by Targeted Exome Sequencing: A Single Center Experience(Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, 2022) Kocaağa, Ayça; Çakmak, Hatice MineAim: Hereditary spherocytosis (HS) is a prevalent cause of congenital hemolytic anemia in Northern Europeans. It is characterized by spherocytes resulting from defects in the erythrocyte structural membrane proteins spectrin and ankyrin. To date, more than five candidate genes, including ANK1, SPTB, SPTA1, SLC4A1, and EPB42 have been linked to HS. Here, we aim to investigate the presence of novel as well as known mutations in eight Turkish children with clinically suspected HS. Material and Methods: We presented the clinical features of the patients and identified the causative gene variants using targeted exome sequencing. Eight children who were clinically suspected of having HS enrolled in this study. A family and medical history, clinical examination, relevant laboratory test results, osmotic fragility test (OFT), and genetic results were evaluated. Results: Six causative variants, including three ANK1 variants, two SPTB variants and one SLC4A1 variant were detected. All these mutations were novel variants. ANK1 and SPTB are the most common mutant genes in children with HS. Conclusion: This study expanded the mutation spectrum of ANK1, SPTB and SLC4A1. This is the first study to determine the genetic and clinical characteristics of children with HS in Turkey.Öğe Predictability of Chronic and Persistent Lymphadenopathy in Childhood with Ultrasound and Laboratory Data: A Pediatric Hematology-Oncology Outpatient Clinic Experience(Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, 2024) Çakmak, Hatice Mine; Özel, Mehmet AliAim: Lymphadenopathies occupy an important part of pediatric hematology-oncology practice. More than 95 per cent of cases are known to be reactive, and infection-related. Lymphadenopathies are followed up at 1-3-6 month intervals, and the process requires ultrasound follow-up. Our study aimed to compare the persistent and non-persistent cases. Results: In our study, lymphadenopathy cases (n=93) admitted to our pediatric haematology-oncology outpatient clinic between 2022-2023 were examined and diagnosed; reactive lymph nodes (n=76)(81. 7%), infectious mononucleosis (n=9)(9. 7%), tuberculosis (n=1)(1%), lymphoma (n=2)(2%), benign cytology (n=2)(2%). Mean age ± standard deviation (SD); 8. 2±4. 4, number of girls; 42 (45. 2%). The median time to resolution of acute (n=8)(8. 6%), subacute (n=26)(28%), chronic (n=59)(63. 4%) lymphadenopathy was 1 [5-155] week. Cases with and without ultrasonographic disappearance of lymphadenopathy were compared; the mean hemoglobin value (g/dL) (12. 7±1. 4 vs. 12. 3±1. 2, respectively) (p=0. 047) and platelet value (x10³/mm³) (334. 2±108. 012 vs. 288. 4±89. 5, respectively) (p=0. 047) were higher and the presence of hilar vascularity on ultrasonography (76% vs. 98. 1%) (p=0. 001) was LOWER in those who disappeared compared to those who did not disappear. There was no correlation between hypoechoic lymph node, indistinct border, necrosis, fatty hilus, perinodal cortical vascularity, cortical thickening, presence of lymph node in more than one region and non-loss of lymph node. Conclusion: In conclusion, it has been shown that in the presence of lymphadenopathy, elevated hemoglobin and platelets, together with the presence of hilar vascularity, may be predictive findings in the failure of the lymph node to disappear. Key words: lymphadenopathy, ultrasonography, haemoglobin, platelets, childhoodÖğe Prognosis and risk factors of chronicity in childhood idiopathic thrombocytopenic purpura: a single-center experience(2023) Çakmak, Hatice Mine; Kocabay, KenanObjective: In previous studies, chronicity risk factors for idiopathic thrombocytopenic purpura (ITP) are unclear. This study aimed to evaluate the outcome of children with ITP and determine the chronicity risk factors. Methods: This study retrospectively examined the demographics, laboratories, outcome, and chronicity risk factors among sixty children with ITP and obtained the data from the computer system. We analyzed demographics, treatment, and laboratory risk factors for chronic ITP by IBM SPSS and used binary logistic regression analysis. Results: Of 60 children with ITP, 32 (53.3%) had acute, 25 (41.7%) had chronic, and 3 (5%) had persistent ITP. Demographics, laboratories (ageÖğe The Efficacy, Dose and Interval Of Sublingual Methylcobalamin Spray in Children: A Single-Center Experience(Eskişehir Şehir Hastanesi, 2022) Çakmak, Hatice Mine; Bildirici, YaşarIntroduction: Vitamin B12 deficiency is essential to treat because of hematologic and neurologic results. Sublingual methylcobalamin spray leads to easy, safe, and cost-effective treatment. However, studies reveal the different duration of treatment; age-specific dose is not precise. Here, we aimed to investigate the efficacy, dose adjustment, and durability of vitamin-B12 spray. Methods: This retrospective study includes seventeen children (3 months-17 years) diagnosed with nutritional Vitamin-B12 deficiency between January 2020- January 2021. The methylcobalamin doses were 500 mcg (<1 year of age) and 1000 mcg (?1 year of age) every day for the first week and every other day for seven weeks. In addition, serum Vitamin B12 and hemoglobin levels were studied at diagnosis and second, sixth, and twelfth months of treatment. Finally, we compared the beginning hemoglobin and Vitamin-B12 levels with the second month's values. Results: After two months of sublingual methylcobalamin treatment, the Vitamin B12 significantly increased (p=0.008) and kept normal ranges for twelve months. Hemoglobin levels tended to rise in two months, but the difference was not statistically significant (p=0.22). Conclusion: There is no consensus on the sublingual methylcobalamin dose and treatment schedule. However, we suggest that a 500 mcg dose of methylcobalamin for <1 year of age and a 1000 mcg dose for ? 1 year with two months treatment period is appropriate and safe for nutritional Vitamin B12 deficiency.Öğe Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Respiratuvar Distres Sendromu Tanısıyla Takip Edilen Prematüre Yenidoğanların Surfaktan Cevabının Retrospektif Değerlendirilmesi(2023) Özde, Sukriye; Ünal, Nurcan; Sav, Nadide Melike; Çakmak, Hatice Mine; Türay, SevimAmaç: Preterm doğum yenidoğan ölümlerinin önde gelen nedenidir. Bu ölümlerin arasında en yüksek oran solunum sıkıntısı sendromu’ na (RDS) aittir. Bu çalışmanın amacı, yenidoğanlarda RDS yönetiminin en uygun ve etkin hale getirilmesine yardımcı olmak için; RDS’nin risk faktörlerini, klinik özelliklerini ve komplikasyonlarını belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya ikinci düzey yenidoğan yoğun bakım servisimizdeki Ocak 2016 ile Haziran 2021 tarihleri arasında düşük doğum ağırlıklı bebekler alındı. Olgular geriye dönük incelenerek, demografik özellikleri, verilmiş olan tedaviler (mekanik ventilasyon, surfaktan), ve erken ve geç komplikasyonları; ölüm oranları ve sebepleri belirlendi. Bulgular: Toplam 130 olgu çalışmaya alındı. Yüzde altmış ikisi erkek, %38’i kızdı.Yüzde 85’i sezaryen doğum, % 15’inde normal vajinal yoldu. Ortalama doğum ağırlığı 2043±372 gr, ortalama gebelik haftası 32±5 hafta bulundu. Antenatal steroid (ACS), %67,6' sında uygulanmıştı.Yüzde otuzüçünde erken membran rüptürü (EMR) saptandı. Erken ve geç komplikasyonlar; %3,8’inde ventilatöre bağlı pnömoni ve %3’ünde pnömotoraks idi.Yüzde 4,6’ında ise sepsis saptandı. Bronkopulmoner displazi (BPD) %2,3, Prematür Retinopatisi (ROP) %1,5, periventriküler lökomalazi %1,7 ile intrakraniyal kanama (IKK evre III-IV) %2 olarak görüldü. Ölüm oranı %10’du. Sonuç: Ölüm oranlarımız; ülkemizden yayınlanan verilerle benzer olarak bulundu. Doğum öncesi izlemin iyileştirilmesi, gebe takiplerinin düzenli yapılması, sık görülen ölüm nedenleri için risklerin tespit edilip bunlara karşı yeterli ve etkin önlemlerin alınması durumunda ölüm oranlarımızın azalacağını düşünmekteyiz.