Yazar "İnce, Nevin" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 20 / 29
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Bir Üniversite Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Polikliniğinde Takip Edilen HIV Pozitif Hastaların Aşılanma Durumu(2022) İnce, Nevin; Çalışkan, Emel; Çakır, YaseminAmaç: Antiretroviral tedavi (ART) ile insan immün yetmezlik virüsü/edinilmiş bağışıklık yetmezliği sendromu (HIV/AIDS) tanılı hastaların yönetiminde büyük adımlar atılmış ve HIV ölümcül bir hastalıktan kronik bir hastalığa dönüşmüştür. HIV ile yaşayan bireylerde yaşam sürelerinin uzaması ile bazı enfeksiyon hastalıklarının taranmasının ve seronegatif bireylerin aşılanmasının önemi artmıştır. Bu çalışmada polikliniğimizde takip edilen HIV pozitif hastaların kızamık, kızamıkçık, kabakulak, suçiçeği (VZV), hepatit B (HBV), hepatit A (HAV), pnömokok, meningokok, influenza gibi aşı ile önlenebilir hastalıklara karşı bağışıklanma durumlarını değerlendirmeyi amaçladık.Materyal ve Metot: 2013-2021 yılları arasında enfeksiyon hastalıkları polikliniğimizde takipli 79 HIV pozitif hasta retrospektif olarak incelendi.Bulgular: Toplam 79 hastanın 14’ü (%18) kadın, 65’i (%82) erkek olup, yaş ortalaması 41±13,88 (min:20-max:76)’dir. Hastaların seropozitiflik oranları VZV için %99, kızamıkçık ve kabakulak için %97, kızamık için %93, HAV için %80 olarak bulundu. Bakılan HBV tetkikleri sonucu hastaların %43’ünde anti-HBs pozitif, %49’unun HBV açısından seronegatif, %8’inde ise kronik hepatit B infeksiyonu olduğu saptandı. Hastaların %71’ine yıllık influenza, %57’sine pnömokok, %56’sına meningokok aşısı yapıldığı saptandı.Sonuç: HIV/AIDS hasta sayısı ülkemizde her yıl giderek artmaktadır. Bu hastaların aşı ile önlenebilir hastalıklara karşı bağışıklık durumlarının belirlenmesi ve gerekli aşılamaların yapılması önem arz etmektedir.Öğe A Case of Ciprofloxacin Induced Delirium(Duzce Univ, 2015) Dikici, Süber; Sağlam, Esra; Arslan, Güven; İnce, Nevin; Kılıç, ŞeymaA previously healthy 82-year-old woman presented with acute-onset delirium with psychotic features as a consequence of ciprofloxacin therapy. Withdrawal of the medication was associated with return of the patient's normal mental status. The quinolones called gyrase inhibitors are known for their potential to cause central nervous system-related adverse effects, including headache and insomnia. Risk factors for neurotoxicity include renal insufficiency, underlying central nervous system (CNS) disease and increased CNS penetration of drug. Acute delirium resulting from ciprofloxacin therapy is an exceedingly rare complication that has been thought to occur more commonly in elderly patients. Herein, we described that a ciprofloxacin induced delirium case after ciprofloxacin use.Öğe A Case of Mortal Klatskin Tumor with Bacteriemia after ERCP(Duzce Univ, 2015) Geyik, Mehmet Faruk; Kara, İsmail Hamdi; İnce, Nevin; Akkaş, İdris; Şen, ŞeydaDue to the late onset of symptoms, Klatskin tumors or hilar cholangiocarcinoma are usually diagnosed late and long-term life expectancy is very low. In this case, an 83-year-old female patient with diagnosis of obesity and depression was admitted to Family Medicine Outpatient Clinic in Duzce University Medical Faculty because of abdominal pain and nausea ongoing for two days. In hepatobiliary ultrasound examination made in Family Medicine Clinic, gallbladder diameter was 50 mm and bile duct was seen distended to 14 mm. With these findings the patient was assessed by Infectious Diseases and Gastroenterology Clinic. She was directed outside the province for an endoscopic retrograde cholangiopancreatography (ERCP). After ERCP clinical situation is further aggravated by developed bacteremia. Due to the late onset of symptoms of the disease, as in our case, and developing bacteremic infections, the disease has resulted in a rapid mortality. In this case, it has been evaluated that table of bacteremic infection superimposed invasive medical procedures resulted to severe prognosis and increases the mortality in elderly patient with Klatskin tumor.Öğe A comparison of tetanus antibody levels between patients with high body mass indices and normal patients(2021) Çalışkan, Emel; İnce, Nevin; Önmez, AttilaAim: It has recently been thought that obesity may cause metabolic diseases as well as being linked to immune system dysfunction. The purpose of this study was to compare tetanus antibody levels between patients with high body mass indices and healthy-weight individuals and to examine the effect of obesity on tetanus antibody levels in adults. Materials and Methods: This cross-sectional research was performed at Duzce University,Faculty of Medicine from December 2018 to February 2019. The study group was composed of obese patients who had undergone tetanus immunization within the previous 10 years. The control group consisted of healthy-weight individuals who had also been immunized in the previous 10 years. An enzyme-linked immunosorbent assay kit (Euroimmun, Germany) was used to detect antibodies to tetanus toxoid. Results: Sixty-seven individuals with obesity and 21 controls participated in this study. Anti-tetanus IgG antibodies were at protective levels in both groups, although the mean antibody level in the patients with obesity was significantly lower compared to the control group (0.788±0.602 vs 1.112±0.398, p=0.022). Anti-tetanus IgG antibodies were significantly negatively correlated with BMI (r=- 0.269, p=0.016). Conclusion: The detection of low levels of tetanus antibody titers in patients with high BMI in this study compared to the control group suggests that greater attention is required in this population.Öğe The comparison of two different direct acting antiviralregimens in treatment of chronic hepatitis C virus(2021) İnce, Nevin; Pekgöz, MuratAim: Chronic hepatitis C virus (HCV) is considered a critical threat to the public health in the world. We compared treatment outcomesof Ombitasvir, Paritaprevir and Ritonavir with Dasabuvir (PrOD) and Ledipasvir (LDV) and Sofosbuvir (SOF) in real world patients with chronic HCV in treatment-naïve and pre-treated patients with chronic HCV.MaterialS and Methods: 91 adult patients enrolled in our study and were divided in two groups. The first group; consisted of 53patients, who orally received a fixed-dose combination tablet comprised of LDV and SOF once daily for 24 weeks. The second group; consisted of 38 patients, who orally received a fixed-dose combination tablet comprised of PrOD twice daily for 12 weeks without regard to fat or calorie content. Results: The results showed that sustained virologic response (SVR) rates were 100% in the both groups analyzed. 76 adverse eventswere occurred in total. 46 of overall adverse events were found on patients in the first group and 30 of those events were found on patients in the second group. Weakness (13.1%), pruritus (5.5%), myalgia (1.1%) nausea (5.5%), dry mouth (1.1%) and insomnia (1.1%) were observed among the patients. Twelve weeks after initiating treatment, virologic suppression was accomplished for all patients in the both groups. Additionally, laboratory analysis concluded that HCV-RNA levels of the overall patients were negative after 48 weeks of the onset of the treatment.Conclusion: The real world comparative analysis of two distinct treatment regimens concluded that administration of PrOD and LDV/ SOF on the patients with chronic HCV has an extremely effective outcome. SVR12 rates of 100% were obtained in both treatment regimens for all treatment naïve and treatment-experienced patients regardless of cirrhosis occurrence and of HCV genotype.Öğe COVID-19 Hastalarında HBV, HCV, HIV Prevalansı ve Klinik Seyre Etkisi(2024) Yekenkurul, Dilek; Gürbüz, Ali Rıza; İnce, Nevin; Çalışkan, EmelAmaç: COVID-19, hepatit B gibi viral enfeksiyonlarda hepatik alevlenmeyle seyredebilir. COVID-19 hastalarında HBV, HCV, HIV prevalansının ve klinik seyrinin araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: COVID-19 nedeniyle yatarak takip edilen, hepatit ve HIV serolojik tetkikleri istenen hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik verileri; HBV, HCV, HIV serolojileri; ALT, AST sonuçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 226 hastanın 118’i (%52) erkek, 108’i (%48) kadındı, yaş ortalaması 63,47±16,09 yıldı. HBsAg pozitifliği altı (%3), izole Anti-HBcIgG pozitifliği altı (%3), Anti-HCV pozitifliği yedi (%3) hastada mevcuttu. Anti-HIV pozitifliği saptanmadı. HBsAg pozitif hastaların ikisinde HBV-DNA negatif, dördünde pozitifti. Anti-HCV pozitif hastalarda HCV-RNA negatifti. İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da HBsAg pozitif hastaların yaş ortancası daha düşük; ALT, AST ortancası daha yüksekti. Ancak yatış süresi ile yoğun bakıma devir ve taburcu olma durumu tüm gruplarda benzerdi. Sonuç: HBsAg pozitif hasta grubunda karaciğer enzimlerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Bu nedenle COVID-19’un HBsAg pozitif hastalarda hepatik alevlenmeye sebep olabileceği düşünülmüştür.Öğe COVID-19 Pandemisinde Enfeksiyon Kontrolü(Düzce Üniversitesi, 2020) İnce, Nevin; Danış, Ayşe; Yener, Selvi; Yekenkurul, Dilek; Yıldırım, MustafaDünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını sırasında, hastanemizde enfeksiyon kontrol komitesi olarak, rehberler doğrultusunda gerekli tüm planlamalar ve önlemler alındı. Ülkemizdeki ilk vakanın görülmesi ile birlikte, sosyal mesafe ve kişisel koruyucu ekipman kullanım konularında eğitimler düzenlendi. COVID-19 hastalarının acil servise başvuru, servis ve yoğun bakımlardaki takip, tedavi ve izolasyon önlemleri konusunda hastanemiz idaresi ile birlikte düzenlemeler yapıldı. Pandemi sürecinde aktif hasta takip eden sağlık personeline kişisel koruyucu ekipman kullanımı konusunda bilgilendirme sağlandı. Enfeksiyon hastalıkları bölümü olarak tüm öğretim üyeleri ve asistan hekimlerimiz ile birlikte enfeksiyon kontrol komite hemşireleri başta olmak üzere komite olarak üç aylık süre içinde, enfeksiyon kontrol önlemlerine dikkat edilmesi, COVID-19 hasta tedavisi ve yönetimi konusunda büyük bir özveri ve titizlikle çaba gösterilmiştir.Öğe Diş Hekimlerinin HIV/AIDS ve Oral Lezyonlar Hakkındaki Bilgi Düzeyi ve Tutumlarının Değerlendirilmesi(2019) İnce, NevinAmaç: İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü (HIV), bağışıklık sistem hücrelerini hedef alarak enfeksiyon oluşturan ve enfeksiyon ilerlediğinde Edinilmiş İmmün Yetmezlik Sendromuna (AIDS) neden olabilen bir virüstür. Bu çalışmanın amacı, Diş Hekimlerinin HIV/AIDS hastalığının olası bulaş yolları, HIV‘in bulunabileceği vücut sıvıları ve HIV/AIDS‘in ağız içi belirtileri ile ilgili bilgi düzeylerini saptamak, bilgiye ulaşım yollarını belirlemek, hastalara karşı tutum ve farkındalıklarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Survey Monkey anket sistemiyle 17 soruluk anket hazırlandı. Hazırlanmış olan link, diş hekimlerine mail, cep telefonu ve sosyal paylaşım üzerinden gönderilerek yanıtlanması istendi. Anketi yanıtlayan 180 hekimin cevapları değerlendirildi. Bulgular: Anketi cevaplayan diş hekimlerinin %73'ü kadın, %43‘ü 31-40 yaş aralığında idi. HIV/AIDS hastalarının ağız lezyonları hakkında bilgileri sorulduğunda %39,6'sı oral kandidiazis olarak yanıtladı. HIV/AIDS bilgi düzeyini ölçen sorularda; %28,4'ü HIV ve AIDS‘in aynı tanım olmadığını, %99‘u korunmasız cinsel ilişki, kan teması ve kesici delici aletlerle yaralanma ile bulaş olduğunu bilmekteydi. Önemli bir oranda diş hekimi; idrar, tükürük, bardak, havlu gibi ortak kullanılan malzemelerle de hastalığın bulaştığını ifade etmişlerdi (%20-40). HIV enfekte hasta ile ilgili tutumları değerlendirildiğinde, katılımcıların yarısından fazlası çekinmeden tedavi yaparım demişti. Hastalardan kendilerine HIV bulaşma endişesi olup olmadığı sorulduğunda, %40‘ı evet yanıtını vermişlerdi. HIV/AIDS hakkındaki bilgilerini en çok fakültede (%85) ve yazılı kaynaklardan (%56,1) edindiğini ifade etmişlerdi. Diş hekimlerinin %73,3‘ü HIV/AIDS ve oral lezyonlar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarını ve bilgilerinin güncellenmesinin gerektiğini belirtmişlerdi. Sonuç: Çalışmamızda diş hekimlerinin bilgi düzeyinin genel olarak kabul edilebilir olmasına rağmen, HIV'in bulaş yolları konusunda yanlış bilgi ve tutumda oldukları görülmüştür. Mezuniyet sonrası sahada çalışan diş hekimlerine yönelik bilgilerin güncellenmesinin önemli olduğu düşünülmüştür.Öğe Düzce İlinde Son Bir Yılda Görülen Yurtdışı Kaynaklı Dört Sıtma Olgusu(Düzce Üniversitesi, 2020) Keskin, Banu; Tunca, Bekir; İnce, Nevin; Öztürk, Cihadiye; Gökçe, Özlem; Dönmez, BetülSıtma,dünyada tropikal ve subtropikal bölgelerde endemik olarak görülmektedir. Sonyıllarda seyahatler ve göçler nedeniyle endemik olmayan bölgelerde de dışkaynaklı sıtma olgularıyla karşılaşılmaktadır. Bu olgu sunumunda ilimizde sonbir yılda görülen yurt dışı kaynaklı dört olgu irdelenmiştir. Olgularınhepsinin Afrika’ya seyahat öyküsü olup, ikisinin sıtma profilaksisi almadığıöğrenilmiştir. Tüm olgularda tanı; ince yayma ve kalın damla preparatlarınınincelemelerinde plazmodyum görülmesi ile konulmuştur. İki olguda yapılan PCRtestinin sadece birinde pozitiflik saptanmıştır. Etken, iki olguda Plasmodium falciparum, diğer iki olgudaise Plasmodium vivax olarakbelirlenmiştir. P. falciparum sıtmasıolan bir olgu derin anemi nedeniyle yoğun bakımda takip edilmiş ve tüm olgularşifa ile taburcu edilmiştir. Bu olgu sunumunda endemik olmayan bir bölgedegörülmüş olan yurt dışı kaynaklı sıtma vakalarının özellikleri toplu olarakincelenmiştir. Hastanelere ateş nedeniyle başvuran hastalarda sıtmanın endemikolduğu bölgelere seyahat sorgulanmalı ve anamnezinde seyahat öyküsü olan ateşlihastalarda ayırıcı tanıda sıtma düşünülmelidir.Öğe Düzce Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları Servisinde Takip Edilen COVID-19 Hastalarının Yatış Süresine Etki Eden Faktörler(2024) Çakır, Yasemin; İnce, Nevin; Yekenkurul, Dilek; Yıldırım, Mustafa; Sungur, Mehmet Ali; Öztürk, Cihadiye Elif; Unlu, Elif NisaAmaç: Aralık 2019’da ortaya çıkan ve tüm dünyada pandemiye sebep olan yeni coronavirüs 19 hastalığı (COVID-19), iki yıldan uzun süredir tüm dünyada milyonlarca insanı enfekte etmiştir. Bu çalışmada, COVID-19 tanısı ile hastanede yatan hastaların yatış süresine etki eden faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya Mart-Haziran 2020 tarihleri arasında enfeksiyon hastalıkları servisinde yatan COVID-19 tanılı hastalar dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, vital bulguları, hemogram, üre, kreatin, C-reaktif protein (CRP), alanin aminotransferaz (ALT), aspartat transaminaz (AST), laktat dehidrojenaz (LDH), protrombin zamanı (PT), uluslararası normalleştirilmiş oran (INR), procalsitonin (pct), d-dimer, ferritin, troponin, nötrofil/lenfosit oranı (NLR) trombosit-lenfosit oranı (PLR), monosit-lenfosit oranı (MLR) ve ortalama trombosit hacmi (MPV)-lenfosit oranı (MPVLR), COVID-19 PCR, akciğer görüntüleme bulguları, tedavi ve hastane yatış süreleri retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 56,51±15,48, kadın erkek oranı 1/1, ortalama yatış süresi 7,58±3,35 gündü. DM, HT ve malignitesi olan hastalarda, favipravir, enoksaparin ve vitamin C desteği alan hastalarda daha uzun hastane yatışı olduğu, uzun süre hastane yatışı olan hastalarda ateş, pct, AST, LDH değerlerinin kısa yatış süresi olan hastalara göre daha yüksek olduğu saptandı. Lenfosit sayısı ve yüzdesi, NLR, monosit sayısı ve MPV/lenfosit oranı yedi günden uzun süre yatan hastalarda anlamlı derecede düşük bulundu. Sonuç: Hastaneye başvuru şikayetlerinin yatış süresini öngörmede etkisiz olduğu saptandı.Öğe Elevated mean platelet volume to platelet ratio predicts advanced fibrosis in chronic hepatitis C(NLM (Medline), 2020) Gözdaş, Hasan Tahsin; İnce, NevinOBJECTIVE: Chronic hepatitis C virus (HCV) infection is an important health problem that can cause liver cirrhosis and hepatocellular carcinoma. Recently, novel inflammatory markers from complete blood count have been used as a precursor of many clinical conditions. In this study, we investigated the role of hemogram parameters in predicting advanced liver fibrosis in chronic HCV patients. METHODS: Patients who underwent percutaneous liver biopsy due to chronic HCV infection between 01.01.2011 and 01.08.2019 were included in this study. Liver biopsies were evaluated according to Ishak method. Patients were classified into those with mild fibrosis (F ? 2) and advanced fibrosis (F ? 3). Hemogram parameters of these groups were compared and their efficacy in predicting severe fibrosis was investigated. RESULTS: Of the 81 chronic HCV patients, 38 cases were in the mild fibrosis group and 43 cases were in the severe fibrosis group. Mean platelet volume, mean platelet volume to lymphocyte ratio, mean platelet volume to platelet ratio, and red cell distribution width to platelet ratio of the severe fibrosis group were significantly higher than those of the mild fibrosis group (P < 0.05 for all). In the ROC curve analysis, mean platelet volume to platelet ratio showed the biggest area under the curve in the prediction of advanced fibrosis. CONCLUSION: Mean platelet volume to platelet ratio may be an easy and practical biomarker to gain a preliminary insight into advanced fibrosis in chronic HCV patients.Öğe ERCP Sonrası Bakteriyemi ile Mortal Seyreden Klatskin Tümörü Olgusu(2015) Geyik, Mehmet Faruk; Kara, İsmail Hamdi; İnce, Nevin; Akkaş, İdris; Şen, ŞeydaKlatskin tümörleri yada hiler kolanjiokarsinoma erken dönemde semptom vermemesi nedeniyle geç tanı almaktadır. Uzun dönem yaşam beklentisi oldukça düşüktür. Daha önceden obesite ve depresyon tanısı olan 83 yaşındaki bayan hasta, iki gün önce başlayan karın ağrısı, bulantı, sarılık şikâyetleriyle Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniğine başvurdu. Hastanın Aile Hekimliği Polikliniğinde yapılan hepatobiliyer ultrasonografi incelenmesinde safra kesesi çapı 50 mm, koledok 14 mm ile distandü görülmüştür. Hasta Klinik-laboratuvar bulgularıyla Enfeksiyon Hastalıkları ve Gastroenteroloji Polikliniklerinde değerlendirildi. Endoskopik Retrograd Kolanjiografi (ERCP) yapılması için dış merkeze yönlendirildi. ERCP sonrası klinik durumu daha da ağırlaştıran bakteriyemi gelişmiştir. Bu olguda, klatskin tümörlü yaşlı hastada invazif tıbbi girişim üzerine eklenmiş bakteriyemik enfeksiyon tablosunun prognozu kötüleştirip mortaliteyi artırdığı irdelenmiştir.Öğe Erişkin Still Hastalığında Belirgin Reaktif Trombositozis: Bir Olgu Sunumu(Sakarya Üniversitesi, 2019) Kurt, Rumeysa; Gönüllü, Emel; İnce, NevinErişkin still hastalığı (ESH), bilinmeyen nedenlere bağlı gelişen multisistemik inflamatuvar bir hastalıktır. Ateş, artrit ve gövdede tipik olarak görülen somon renkli döküntülerle karakterizedir. Tanı genellikle benzer bulgularla seyreden hastalıkların dışlanmasına ek olarak klinik ve laboratuvar bulgularının birlikteliği ile konur. Farenjit, lenfadenopati ve lökositoz da dahil olmak üzere nonspesifik hematolojik bulgular mevcut olabilir. Reaktif trombositoz ESH’da beklenen bir durumken 1 milyonu geçen trombosit yüksekliği ise nadir görülen bir laboratuvar bulgusudur. Bu olguda erişkin still hastalığı ve eşlik eden belirgin reaktif trombositoz ile takip ettiğimiz 33 yaşında bir erkek hasta sunulmaktadırÖğe The evaluation of exposure to hepatitis A virus in HBsAg-positive persons: A multicentre study from Turkey(Journal of Pure and Applied Microbiology, 2014) Çelen, Mustafa Kemal; Türker, Kamuran; Öztoprak, Nefise; Şener, Alper; Tuna, Nazan; İnce, Nevin; Tabak, FehmiChronic hepatitis B is a major public health problem in our country. Hepatitis A vaccination in HBV carriers who did not encounter with Hepatitis A virus is also significant. We aimed to evaluate the rate of exposure to HAV in HBsAg-positive persons, and the distribution of seronegative individuals according to age groups. Medical records of 4793 patients from 14 centers who were positive for hepatitis B surface antigen (HBsAg). A total 3514 cases (73.3%) were male and 1279 (26.7) were female. The HBsAg positive patients who were previously tested for HAV IgG at the time of firstly admitted to a center. HBsAg positive patients who were previously not tested for HAV IgG were tested and these . patients were confirmed serologically for HAV. The distribution of cases according to age were determined. In this study, 4793 HBsAg-positive patients were evaluated. The ratio of testing of anti-HAV IgG was very low during the first visit (54.2%). Seronegativity was highest in the age group under 19 years of age (26.2%) followed by 20-25 age group (15.5%) and 26-29 age group (12.5%). Testing of HAV serology should not be ignored in especially HBsAg-positive young adults and seronegative young adults should be vaccinated.Öğe Evaluation of Factors Affecting Antiretroviral Treatment Changes in HIV- Positive Patients in a University Hospital(Bilimsel Tip Yayinevi, 2023) Çakır, Yasemin; İnce, Nevin; Çalışkan, Emel; Tunca, Bekir; Yekenkurul, DilekIntroduction: Human immunodeficiency virus/acquired immunodeficiency syndrome (HIV/AIDS) is the leading cause of death from infectious diseases in the world. With the antiretroviral treatments developed over the years, viral replication is suppressed even though the disease cannot be cured yet. However, antiretroviral therapy (ART), like all drugs, has brought with it undesirable side effects as well as positive effects. In addition, demographic characteristics, accompanying comorbidities, organ dysfunctions, viral load, CD4 T lymphocyte count, ART resistance status, coinfections, pregnancy are also effective factors in the initial ART decision and change. In this study, we aimed to show the treatment status of HIV-positive patients followed in the infectious diseases outpatient clinic of our hospital and to determine the factors that affect ART change. Materials and Methods: Demographic data of HIV-positive patients followed in the infectious diseases outpatient clinic between January 2016 and May 2021, HIV-RNA and CD4 T lymphocyte results obtained before and after antiretroviral therapy, and the reasons for changing treatment were evaluated retrospectively. Results: The mean age of the patients included in the study was 40.0 +/- 13.9 (min: 20-max: 76), and 16 (18%) were female and 71 (82%) were male. Treatment was changed in 32% of the patients. Changes were made due to drug-related side effects in 43%, patient-related reasons (such as single tablet request, non-compliance with treatment) in 25%, and virological unresponsiveness in 18% of patients who underwent treatment change. The most common cause of drug changes due to side effects was hyperlipidemia. The treatment regimens that changed the initial treatment were most frequently TDF/FTC/LPV/r and TDF/FTC/EFV, respectively. Conclusion: As a result of our study, we found that the most common cause of ART change in HIV-positive patients in our hospital was drug-related side effects, and patient non-compliance was the second most common. It is important to know the factors that cause these changes in advance and to make choices accordingly when starting the treatment, in order to increase patient compliance and facilitate follow-up.Öğe Fatal neutropenic enterocolitis following methotrexate overdose: A case report(Duzce University Medical School, 2019) İnce, Nevin; Tunca, Bekir; Yekenkurul, Dilek; Yıldırım, MustafaMethotrexate, a folic acid antagonist, is widely used in the treatment of neoplasms in addition to diseases such as psoriasis and rheumatoid arthritis. Although well tolerated under normal conditions, the use of more than the recommended doses may cause life-threatening toxicities. Toxicity due to high doses of methotrexate is manifested by bone marrow inhibition, gastrointestinal mucosal damage and pancytopenia. Most cases result from overdose. However, serious adverse events that result in mortality, in particular those of mixing medication in elderly patients, are rare. Herein, we present the case of a 72-year-old man who admitted to the emergency department with painful oral ulcers, inability to swallow and a general impaired condition, and died of sepsis after developing neutropenic enterocolitis following a fever and neutropenia. © 2019, Duzce University Medical School. All rights reserved.Öğe Hastane İnfeksiyonu Etkeni Olan Pseudomonas Aerugınosa Suşlarının Yıllara Göre Antibiyotik Duyarlılıklarının Karşılaştırılması(2014) İnce, Nevin; Öksüz, Şükrü; Danış, Ayşe; Geyik, Mehmet Faruk; Özdemir, DavutHastane inf eksiyonları günümüzde morbidite, mortalite ve maliyetteki artış nedeniyle önlem alınması ve gerekli poli- tikaların düzenlenmesi gereken önemli bir sağlık sorunudur. Bu inf eksiyonların % 10-25inden Pseudomonas aeruginosa etken olarak izole edilmektedir. Bu çalışmada 2011 ve 2013 yılları arasında hastane inf eksiyonu olarak izole edilen P.aeruginosa suşlarının çeşitli anti- biyotiklere duyarlılık oranları ve yıllar içindeki değişimleri değerlendirilmiştir. Suşlar en f azla solunum yolu örneklerinden (n152), en az sayıda ise kateter örneklerinden yapılan kültürlerden (n9) üretilmiştir. Örneklerin klinik bölümlere göre dağılımlarına bakıldığında en f azla sayıda suş dahiliye yoğun bakım ünitesindeki hasta örneklerinden yapılan kültürlerden izole edilmiştir. Yıllara göre P.aeruginosanın antibiyotik direnç durumuna bakıldığında 2011 yılında, 2012 ve 2013e göre direnç oranlarının daha düşük olduğu görülmüştür. İmipenem, piperasilin-tazobaktam, siprof loksasin ve sef operazon- sulbaktam antibiyotiklerine karşı direnç oranlarında yıllar içinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır. Amikasin, gentamisin, meropenem, kolistin, piperasilin, sef epim, levof loksasin ve sef tazidim için ise yıllar arasındaki f arklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. P.aeruginosa suşlarına genel olarak bakıldığında en düşük direnç oranı % 9.8 ile kolistine, en yüksek direnç oranı ise % 55.9 ile meropeneme karşı saptanmıştır. Sonuç olarak elde edilen veriler ışığında, hastanemizde P.aeruginosa ile oluşan inf eksiyonların ampirik tedavisinde imipenem, piperasilin-tazobaktam, siprof loksasin ve sef operazon-sulbaktam antibiyotiklerinin yıllar içerisindeki direncinde anlamlı artış nedeniyle kullanımında dikkatli olunmalıdır. Antibiyotik direnç prof illerinin güncellenmesi antipsödomonal tedavi politikalarında düzenleme yapılmasına olanak sağlaması açısından önem taşımaktadır.Öğe Investigation of the Effect of Leaky Gut on COVID-19 Clinic(2022) İnce, Nevin; Kayabaşı, Eda; Demir, Mehmet Cihat; Cangür, Şengül; Keskin, Banu Hümeyra; Öztürk, C. Elif; Kaya, SareAim: In the course of the COVID-19 pandemic, in millions of cases were observed those of some patients do not exhibit any symptoms whereas some others are hospitalized with having fatal outcomes. One of the most significant findings is that patients with existing comorbidities are extremely exposed to severe clinical conditions developed due to excessive inflammatory response. That is to say, the indicative cause of chronic inflammation may be bacterial translocation derived from the impaired intestinal mucosal barriers. This study is aimed to investigate the probable relations between the impaired intestinal barrier integrity and which would be associated with severity of COVID-19 clinical conditions. Material and Methods: According to the clinical and laboratory findings, the patients were classified into three groups as mild, moderate, and severe clinical conditions. All patients’ blood samples were collected on the first admission to the hospital. Serum concentrations of lipopolysaccharide-binding protein (LBP), were analyzed to evaluate the intestinal barrier function and bacterial translocation. Results: The proportions of those with high LBP levels among all the groups were significantly different (p<0.001). The proportion of the patients with high LBP levels in the mild patient group (65.4%) was significantly lower than those with moderate (100%) and with severe clinical conditions (95.2%) (p<0.05 for each). Conclusion: In recent years, it has been clearly demonstrated that the functions of the intestines are much more than the digestive function, and that the intestinal microbiota and mucosal barrier integrity have a great impact on the immune system. These results would indicate that the impaired intestinal barrier integrity and bacterial translocation might be effective in severe COVID-19 development.Öğe Investigation of the Effect of Stethoscope Usage on External Ear Canal and Resistant Bacterial Colonization Among Healthcare Workers(Bilimsel Tip Yayinevi, 2019) İnce, Nevin; Çalışkan, Emel; Kılınçel, Özge; Çakır, Yasemin; Sungur, Mehmet AliIntroduction: The aim of this study was to determine whether the use of stethoscope affects the flora of external ear canal of healthcare workers and to investigate the colonization of bacteria that are the causative agents of hospital infections in the external ear canal. Materials and Methods: The study was conducted in our hospital between September-December 2017 with 156 healthcare workers who agreed to participate in the study. Participants were asked questions such as demographic data, habit of using common stethoscope, and frequency of stethoscope cleaning. The cultivation and incubation of the swab specimens taken from the right-left external ear canal were performed in appropriate conditions in the microbiology laboratory. The growth of coagulase-negative staphylococcus, bacillus and diphteroids alone or in combination was evaluated as normal flora. Results: Of the 156 healthcare workers with a mean age of 30.5 +/- 6.2 years, 46 (29.5%) reported not using stethoscope. When the right and left ear were evaluated together, normal flora was observed in 128 (82.1%) of the participants, 25 (16.0%) had no bacterial growth, 2 (1.3%) Pseudomonas aeruginosa, and 1 (0.6%) Acinetobacter baumannii growths were observed. It was determined that using or not using stethoscope did not affect bacterial growth in the right-left ear. In stethoscope users, it was observed that the frequency of cleaning of stethoscope was significantly higher in nurses than in doctors. Conclusion: In the study, the presence of P. aeruginosa in two healthcare workers, the lack of frequent cleaning practices and the use of common stethoscope in both workers suggested that stethoscopes could be the source of the transmission of infectious agents when the rules of sanitation were not applied. The fact that the person who was colonized with A. baumannii was a personnel working in the intensive care unit showed that the measures against this infectious agent should be increased in intensive care units.Öğe INVESTIGATION OF TIGECYCLINE SUSCEPTIBILITY OF MULTIDRUG-RESISTANT ACINETOBACTER BAUMANNII ISOLATES BY DISC DIFFUSION, AGAR GRADIENT AND BROTH MICRODILUTION TESTS(Sestre Milosrdnice Univ Hospital, 2022) Çalışkan, Emel; İnce, Nevin; Akar, Nida; Öztürk, Cihadiye ElifThe use of tigecycline is becoming increasingly important because of the high levels of antibiotic resistance in Acinetobacter baumannii (A. baumannii) isolates. In this prospective study, multidrug-resistant A. baumannii isolates were obtained from various tissue and fluid samples of patients admitted to or treated at various departments and tested in Laboratory of Microbiology, Duzce University Medical Faculty between January 2013 and December 2015. Tigecycline resistance in multidrug-resistant A. baumannii isolates were analyzed using the disc diffusion test (DDT), agar gradient test (AGT), and gold standard test [broth microdilution test (BMT)]. A. baumannii isolates resistant to multiple drugs were included in the study (N=94). Using the BMT method, 89 (95%), 4 (4%) and 1 (1%) A. baumannii isolates were determined as tigecycline susceptible, intermediate and resistant isolates, respectively. Using the Food and Drug Administration criteria, the rates of major error (ME), minor error (mE) and categorical agreement (CA) for DDT were 26%, 67% and 9%, respectively. In contrast, for AGT, the rates of ME, mE and CA were 0%, 4%, 95%, respectively. Tigecycline resistance as assessed by BMT showed no increase between 2013 and 2015. Accordingly, isolates found to be resistant or intermediate by DDT should be confirmed by BMT. Due to the ease of application, AGT is a safe method of detecting susceptibility.